‘turkcell super lig’ olarak etiketlenmiş yazılar

şampiyon bursa!

19 May 2010, Wednesday

türkiye’de, tarihi günler geçiriyor futbol camiası. olmaz denileni olur kılan, imkansız görülenin mümkün olduğunu kanıtlayan bir takım çıkarttık ülke olarak. bursaspor. nazarımda, 2000 yılında uefa kupasını türkiye’ye getiren galatasaray’dan sonra, en değerli, en zor, en anlamlı başarıya ulaştılar. elbette, kendi tarihinde bir çok özel şampiyonluklar yaşamıştır 4 büyükler dediğimiz takımlar. fakat, bursa’nın başardığı çok farklı bir olay. türkiye’de, bazı kalıpları yıkabilmek adına atılmış bir adım. şu an, türkiye’nin tarihinde bir dönüm noktası olup olmayacağını kestiremeyiz belki. fakat, bir gerçek var. futbolumuz, değişim adına tutunacak bir dal arıyorduysa, o dal bursa’nın şampiyonluğudur bizzat. yıllardır dillendirilen, 4 takım ve diğerleri arasında var olduğu iddia edilen uçurum, gün itibariyle yalan olmuştur. anadolu’dan bir takımın şampiyon olmasının bir şekilde engelleneceği söylentisi, çöpe gitmiştir. en çok ta bu yüzden güzel bursa kentinin başarısı.

bir ilginçliği daha var yalnız bu destansı şampiyonluğun. öyle ki, ikinciliği kabul eden bir havada çıktı son maçına bursa. doğaldır, çünkü onların değil, rakipleri fenerbahçe’nin elindeydi son sözü söyleme hakkı. ki, bu atmosferin 2006 yılındaki  denizli ortamına benzediği herkesin aklına gelmiştir. gidişat da o yöne şekillendi zaten ve aynı 4 yıl önce olduğu gibi, sonunu getiremedi fenerbahçe. yani kısacası, her açıdan çok anlamlı bir şampiyonluk kazandı bursa. maçtan sonra ertuğrul sağlam’ın bir röportajda kurduğu ”iyi ki son haftaya lider girmedik ve şampiyonluğu bu şekilde kazandık” cümlesi, oldukça açıklayıcı bu  konuda.

zor zamanlarında dahi takımını desteklemek için tribünleri dolduran bir taraftar kitlesi var bursa’nın. bu macerada onların payı da var elbet. dolayısıyla, uzun bir süre kutlayacaklardır şampiyonluklarını. ” teslim ol istanbul” sloganıyla destekliyorlardı takımı. teslim de aldılar hani. yine de bir zaman sonra, önlerine bakmak durumunda kalacaklardır. tamamen farklı bir yapıda olduklarını düşünsem de, sivas’ın yaşadığını yaşamamak için, ileri görüşlü davranmak durumunda bursa. yöneticisinden, hocasına, tribünlerinden, tüm kent halkına herkese görev düşecektir. çıtayı bir kez daha tepeye çıkartmaları halinde, işte o zaman türk futbol tarihini değiştirmiş sayılırlar. istikrar adına hamleler yapmak, takıma sahip çıkmaya devam etmek, yalnızca maddi değil her açıdan bursaspor’un menffatlerini düşünmek, kendine değil herkese pay biçmek, sabırlı olmak şu an yapmaları gerekenler gibi duruyor.

ha unutmadan söylemeliyim; bir de bilmesi gereken bir şey var bursa camiasının. ne kadar mucizevi bir başarı elde etmiş olurlarsa olsun, gölgelemeye çalışan bir güç olacaktır onları. hatta, devreye girdi bile o güç. onunla yaşamaya alışmalılar yalnızca. öyle bir yerden girer ki bu güç, türkiye unutuverir birden sizi. herkesin dilinde çok farklı bir konu vardır artık. siz şampiyon olmuşsunuz söke söke, olsun bi’ durun kenarda. konuşacak daha önemli şeyler vardır!

fenerbahçe 1 – 0 beşiktaş

18 April 2010, Sunday

fenerbahçe ve beşiktaş, kadıköy’de kendileri adına belki de sezonun kırılma maçına çıkarken, lider bursa ve takipçi konumuna düşen galatasaray’ın da 90 dakikalığına gözü kulağı şükrü saraçoğlu’ndaydı. fenerbahçe’nin galip gelmesi, bursa’yı, sami yen deplasmanı öncesi sıkıntıya sokmak için yeter de artar nitelikte önem taşıyordu. beşiktaş ise ilk 2 şansını devam ettirmek için çıktı sahaya. ibrahim’in önüne ismail eklemesi, toraman’ı defansın önüne kaydırıp, ibrahim kaş’la sağ tarafı sağlamlaştırma fikri, derbi deplasmanı için pek yadırganmayabilir. fakat, ilk dakikada gelen fenerbahçe golü, denizli’nin düşüncelerini sekteye uğrattı. gol atması gereken taraf konumuna düşmek, ve hatta henüz maçın başında bu durumda kalmak beşiktaşı ne yapacağını bilmez bir hale soktu. bu şok dakikalarında, fenerbahçe bir – iki pozisyon daha yakaladı fakat değerlendiremedi ve maçı erkenden koparma şansını tepmiş oldu. ilk yarı yavaş yavaş düşen tempoyla noktalandı.

ikinci yarı toraman’ı tekrar sağ kanada atan denizli, ortaya inceman’ı aldı ve ernst’ten hücum performansı beklemeyi sürdürdü. bu noktada, tello ve ernst’in gerekli sorumluluğu alamadıklarını söylemek gerekiyor. penaltı pozisyonuna kadar, 6 – 7 dakikalık bir toparlanma süreci geçirdi bjk takımı. bu arada, lugano’nun ceza sahasında elle oynamasını kaçırdı hekem göçek. ardından, fenarbahçe’lileri isyan ettirdiğini düşündüğüm bilica, hiç gereği yokken uğur inceman’a uçarak dalınca, penaltıyı çaldı hakem. hemen ardından; arkeolog edasıyla, ‘toprak kazı işi’ne girdi brezilyalı. şaşırttı mı? tabi ki onu tanıyanları şaşırtmadı.  o bi’ kenara, itici davranışlarıyla, tüm rakiplere antipatik gelmeyi başarsa da; inkar edemeyiz, volkan demirel ligin en iyi kalecisi konumunda şu an. bobo tam köşeye vuramamış olabilir, fakat her kalecinin çıkaramayacağı türden bir topu çeldi volkan. maçın kırılma anı da bu oldu. beşiktaş iyice düştü oyundan ve bi’ şekilde 1 – 0 sonuçlandı müsabaka. fenerbahçe gol yememe ritüeline devam etti böylece.

ligin zirvesi iyice ilginçleşti şu sonuçla. bursa lider ve 65 puanda. ikinci sırada fenerbahçe 64 puan, arkasında galatasaray 60 puanda. beşiktaş ise 57’de kaldı ve üst sıralarla arası iyice açılmış gözüküyor. fenerbahçe’nin bu maçı kazandıktan sonra en büyük kozu, bir üstündeki ve bir altındaki takımların birbiriyle oynayacak olmasıdır. haftaya, olası bir bursa galibiyeti, ilk iki şansını ziyadesiyle arttırır fenerbahçe’nin. galatasaray’ın 3 puanı almasıysa, 3 hafta kala liderlik koltuğuna oturtabilir onları. tabi bu olasılıkların hayata geçmesi, fener’in, paşa deplasmanından galip dönmesine bağlı. hülasa, avantaj şu an fenerbahçe’den yana gözüküyor. futbolun güzelliğinin, kestirilemez olmasından geldiğini kabul ediyoruz fakat tecrübe ve istek de çok işe yarar bu dönemlerde.

bursaspor’un bu çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini önemsiyorum ben açıkçası. sivas’ın yaşadıklarını tekrar etmesinler istiyor insan. ertuğrul sağlam, ayakları yere basan bir takım yarattı her şeyden önce. ardından, giderek daha fazla benimsediler takım olma olgusunu. şu an ulaştıkları yeri, doyum noktası olarak kabul etmezler ve üstüne koyarak ilerlerlerse, önlerinin açık olduğunu söyleyebiliriz. burada, yönetim kurulunun payına da büyük görevler düşüyor. çok istediği, ‘istanbul geleneğini bozma’ yolunda yürüyecekse bursa, sabırlı olmalı. doğru yoldan, doğru dönemece saptılar. bakalım, ulaşılmak istenene ulaşabilecekler mi?

erken biten bir yıl

05 April 2010, Monday

hayattta bazı şeylerden ders almak gerek ya hani; cidden yapmalı insan bunu. mesela, sezonun en önemli maçında kifayetsizce top oynayan takımının oyuncularına, ertesi hafta güvenmemelisin. zira, değişmiyor bazı işler öyle iki günde. odun odundur. aynı, ruhsuzun ruhsuz olduğu ve değişmeyeceği gerçeği gibi kabullenmek lazım onun odunluğunu da. işte en büyük hatayı bu noktada yaptık biz galatasaraylılar bu yıl. çok güvendik, gereksiz anlamlar yükledik yanlış adamlara.

son 10 maçının 7’sini kaybetmiş, ligin dibine demir atmış ve neredeyse 3 pas üst üste yapamayan bir takım sivas. böylesi zayıf bir rakibe karşı puan kaybetmekten daha fazla rahatsız edici bir durum varsa o da, böyle bir rakibe karşı göstere göstere puan kaybetmektir. evet, bağırarak geldi adeta o gol. ve eminim ki, rijkaard da gördü oyunun çok yanlış yönde ilerlediğini, tersi mümkün değil çünkü. fakat elindeki imkanları düşündüğümüzde, müdahale şansının oldukça kısıtlı olduğunu görebiliyoruz. formda olan oyuncuların da kimisi sakat, kimisi cezalıyken, yapılacak bir şey yoktu pek. ha, hiç mi hatası olmadı hocanın. tabi oldu, ligin genelinde olduğu gibi. en başta, oyuncular dakika dakika geriye kaçıyorsa, burada teknik direktörün payı vardır mutlaka. böyle bir direktif vermemiş olsa bile, bu çekilmeyi engellemeliydi rijkaard. bunun gibi örnekler çoğaltılabilir elbette lakin, asıl sorunun rijkaard’da şekillendiğini düşünmek akılsızlık olacaktır.haddini aşmakla, toz kondurmamak arasında ince bir çizgi var rijkaard’ı eleştirme işinde. ayarı iyi tutturamayınca, saçmalamak kaçınılmaz oluyor.

mehmet-barış-mustafa-ayhan orta sahası şaşırtıcı bir kurgu gibi gözükse de, elde  kalanların bu adamlardan başkası olmadığı gerçeği çarpıyor yüzümüze. günümüz futbolu, orta sahada başlayıp yine burada biterken, alternatifsiz bir kadro bizi yönetim eleştirisine yöneltir bu sefer de. bi’ essien, bi’ lampard beklemesek de, istikrar açısından lincoln ve elano’dan daha faydalı oyuncular beklenmesi doğal bu ortamda. gerçi hem lincoln, hem elano diğerlerinin arasında abdurrahman çelebi’dir, orası ayrı mevzu.

ligin gerisi, tamamen formaliteden ibaret olacağı için, gelecek sezonun planları öne çekilebilir. en başta, gönderilmesi gereken yerli futbolcularla ilişki kesilir, ardından yabancı seçimi her yıl olduğu gibi daha da özenle yapılır ve orta saha çok kuvvetli bir yapıya büründürülebilirse, başarılı bir yılın ilk adımları atılmış olabilir. aslantepe’de şampiyonlar ligi maçı oynama planları şimdilik yalan olmuş gibi gözükse de, genel anlamda çok olumsuz bir yönetim profilinden bahsedemeyiz. bu nedenle, bir şansı daha gözü kapalı biçimde vermeliyiz adnan polat-rijkaard birlikteliğine.

‘barcelona’yı ben de şampiyon yaparım’cıların, ‘ama bak bi de sparta rotterdam var’cıların giderek çoğalacağını düşünüyorum. her yıl başka bir futbol büyüğünün ülkemize geldiğini zanneden bu skor adamları sevinmiştir muhakkak. öyle ya, futboldan anlamamakla yargıladıkları adamın takımı, havlu atmış gözüküyor lige. fakat atladıkları bir nokta var. galatasaray’ı yöneten adamlar, böyle dev bir ismi getirebilme gücünün yanında; istikarın, başarıyı doğuran faktörlerden birisi olduğu bilincine de sahipler. önünüzde bir yıl var futbol ulemaları. en fazla bir yaz daha konuşturabilirsiniz o gs aleyhtarı kalemlerinizi.

son sözüm de; teşekkürler frank rijkaard. sadece 1 yılda, seni bile yerden yere vurabilecek kadar çapsızların ülkesinde yaşadığımızı hatırladık sayende. dilerim 10 yıl burada kalırsın da az biraz adamlık öğreniriz senden.

hayal kırıklığı

29 March 2010, Monday

her galatasaray taraftarı gibi büyük bir hayal kırıklığı içindeyim; üzüntülüyüm, sinirliyim. ilk derbi mağlubiyetimiz değil, son olmayacağı da kesin. bu oyun devam ettiği müddetçe yeneceğiz, yenileceğiz. üzüntüm fenerbahçe’ye yenilmekten de öte. üzüntüm alınacak puanların bu kadar değerli hale geldiği, üstelik kendi sahanda oynanan bir derbi maçında oynanan bu ruhsuz, isteksiz oyuna. sinirim fenerbahçelilere değil, onların sami yen’de sevindiren futbolcularımıza, maç öncesi deli gibi bağırıp maçı televizyonda izler gibi izleyen ‘derbi’ taraftarlarına..

teknik, taktik olarak bir sürü şey konuşulabilir, tartışılabilir. mağlubiyet bir sürü nedene bağlanabilir. ama hiçbirinin önemi yok. hani hep övündüğümüz galatasaray ruhu var ya, işte o yoktu. bizim galatasaray bu değil, bu olmamalı.

ortada bir gerçek var; galatasaray bu sezonki hiç bir önemli maçını kazanamadı ve bu maçla birlikte bir senenin emeğinin boşa gitme tehlikesi mevcut. tam tersi olarak şampiyonluk şansı da her şeye rağmen devam ediyor. artık fikir yürütmeyi bıraktık, ‘eğdik başımızı usul usul yürüyoruz.’

aynı rol, aynı perde

21 March 2010, Sunday

eskişehir maçı sayesinde sinirlenmemem gerektiğini anladım galatasaray adına. bu sebeple de trabzonspor maçı etkilemedi hiç beni. tekniğin, taktiğin ötesinde bir şey yani bu olay. yetenekli oyuncun var, gösteremiyor cevherini. mücadele eden, oyun iştahıyla bir yerlere gelebilmiş oyuncun var, koşmaya tenezzül etmiyor. ee, hangi taktik varyasyondan bahsedebiliriz burada? ki suçu topçularda bulmuyorum artık ben. eğer böyle kritik bir maçta, galatasaray forması verilip, sahada görevlendirildiyse bu adamlar, kendilerine inanılıyor demektir. yönetim ışık görmüş almış, hoca beğenmiş oynatıyor. mamafih, adam yeteneksizin önde gideni. veyahut; bırak koşmayı, yürümeye mecali kalmamış. bu, 2 kere 2 =4 kadar net şekilde ortadayken, kusura bakılmasın ama suç onlarda değil, onların orada olmasını sağlayanlardadır. barış’ı zorla mı aldılar takıma. taraftar zoruyla mı 11’de görevlendirildi bu herif. aynı mantık; mustafa, m. topal, gökhan, ayhan için de geçerli. diyeceğim o ki, her yenilgi sonrası bu topçulara yüklenmekle bitmiyor olay. biraz daha genele bakabilmeliyiz artık. galatasaray’a transfer edilen her oyuncunun belli seviyenin üstüne çıkabilecek potansiyelde olması gerektiğini kabul etmeliyiz.

eskişehir maçı telafi edilebilecek bir kayıp olarak gözüküyordu fakat oynanan futbolun hiç iç açıcı olmadığı da gerçekti. burada kastım, şiir gibi top oynamalısınız veya rakibi yarı sahasından çıkartmamalısınız değil. biraz olsun oyunun kontrolünü eline alabilmek, rakibin üzerine kontrollü biçimde gidebilmek arzu ettiğim yapı. eskişehir’de hiç birisini uygulayamadık ve perşembenin gelişi çarşambadan bellidir misali trabzon’da da aynı futbol sergilendi. her iki maçın başında da kaçan goller, ardından yavaş yavaş kontrolün rakibe geçmesi, defansta bireysel hatalar ve yenen ucuz gol. sonra geriden gelmeye çalışan fakat bunu nafile çabalarıyla sonuçlandıramayan bir takım.

bu hüviyette birbirinin benzeri iki maç oynamak ve ikisinde de oldukça gerekli puanlar kaybetmek, şampiyonluk yarışını da etkiliyor haliyle. alttan alta, zirveyi kovalayan bursa, yarın evinde oynayacağı denizli maçını alırsa, en yakın rakibine 5 puan fark atmış olacak. fikstüre bakınca, bursa’nın bir önemli avantajı da haftaya galatasaray ve fenerbahçe’nin ya berabere kalarak birbirlerini engelleyecek olması ya da birisinin yarış dışı kalma ihtimali bulunması. bursa ise istanbul’da, belediye karşısına çıkacak. denizli’yi de yenerlerse, bursa’dan akın olur herhalde olimpiyat stadına. fakat unutmamak gerek, geçen yıl şampiyonluğa koşan sivas’ı koltuğundan indiren takımdı abdullah avcı’nın belediye’si. diğer şampiyonluk adayı beşiktaş’ın da haftaya rakibi eskişehir. puan tablosuna ve gelecek haftanın maçlarına şuradan bakılabilir.

ne keita’nın deplasmanda, içerdekinin neredeyse yarısı kadar oynayamaması, ne saçma sapan hatalardan hiç olmadık goller yenilmesi; rıdvan’ın maç sonuçlarına göre yüz renginin değişmesine rağmen  fevkalade, olağanüstü yorumcu sıfatlarıyla ödüllendirilmesi kadar rahatsız edici değil hiç bir şey.

bjk 1-1 gs: hem sevinmek hem üzülmek

21 February 2010, Sunday

atletico madrid deplasmanı, ardından inönü ve ali sami yen’de tekrar madrid ekibiyle oynanacak maç. uefa avrupa ligi’nde kuralar çekilip, eşleşmeler belli olduğunda herkesin dikkatini bu zorlu maraton çekmişti. galatasaray’ın 3 maçtan da istediği sonuçlarla ayrılmasının, gelecek adına önemi tartışılmazdı, şüphesiz. ve bu süreç, geçen perşembe, vicente calderon’da başladı. çeşitli koşullar gereği, maça forvetsiz bir dizilişle çıkılıyoru. rakibin baskısını ilerleyen dakikalarda kırmayı başaran galatasaray, ilk dakikalarda duran toptan yediği gole keita’yla cevap vererek, eşitliği sağlamayı başarmıştı. ondan sonraki bölümde de rakibine şans tanımayarak istediği sonucu, gollü bir beraberliği cebine koyup, türkiye’ye döndü.

madrid’de alınan gollü beraberliğin sonrasında, inönü stadında, çıkış maçı arayan bir beşiktaş bekliyordu galatasaray’ı. orta sahasının dirençli oyunculardan oluşması, hücum hattında sıkıntı yaşasa da, bir çok forvet oyuncusuna sahip olması ve en başarılı defans adamı ferrari’nin uzun bir sakatlık döneminin ardından geri dönüyor olması, beşiktaşı ön plana çıkartıyordu. galatasaray ise, elinde bulunan forvetlerinin yokluğunda, 3 gün önce zorlu bir deplasmandan dönmenin verebileceği yorgunluk da hesaba katılınca, biraz arka planda kalıyordu, maç öncesi.

maçın başlangıcında ernst-fink ikilisinin kesici özelliklerini kullanması, galatasaray defansının ileri uç elemanlarıyla anlaşmasını engelledi. orta bölgede topu ne tutabildi galatasaray, ne de arda, caner, keita üçlüsü geriye gelip top alıp, pas yapabildi. böyle olunca, savunma geriye yaslanmak durumunda kaldı ve beşiktaş istediği oyunu oynamak için fırsat yakaladı. bu fırsatı, galatasaray’ın sağ kanadına yüklenerek iyi kullandılar. ibrahim’in ekrem’e verdiği desteğin yarısını keita, uğur’a vermeyince, o bölgede siyah-beyazlıların üstünlüğü kaçınılmaz oldu. nobre, kendisine kıyasla biraz kısa kalan emre ve neill’i 1 veya 2 pozisyonda çok zorladı. fakat bu pozisyonlar dışında, defansın ortasında oynayan ikilinin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. onlara, caner’den aldığı destekle beraber savunmada yine iyi bir maç çıkaran hakan’ı da eklemek lazım. uğur’a karşı, ekrem’in kurduğu üstünlüğü holosko’nun da kendisine kurmasına izin verseydi hakan balta, beşiktaş golü bulabilirdi büyük ihtimalle ilk devre bitmeden. fakat, gol atamadı beşiktaş ve istediklerini sahaya yansıttığı bir dönemi, boş geçmiş oldu böylece.

ligin genelini hatırlatırcasına, gol bulmayı başaramayan beşiktaş, ikinci devrede farklı bir galatasaray’la karşılaştı. ilk devrenin aksine, daha derli toplu gözüken taraf, sarı-kırmızıydı. elano son dönemlerde olduğu gibi, orta alanda kontrolü eline aldı. pas trafiği, düzenli şekilde arttırıldı ve ileri uç elemanları daha iyi yerlerde daha fazla topla buluşmaya başladı. ekrem’li beşiktaş sol kanadı da etkisini yitirince, oyun dengelendi. ve hatta, oyun galatasaray’ın arzuladığı biçimde ilerlemeye başladı. mustafa denizli de, gidişatın iyi olmadığını düşünmüş olacak ki, nobre-holosko ikilisi, yerini bobo-nihat ikilisine bıraktı. hemen ardından, rijkaard da jo’yu sürdü sahaya. bu değişikliklerden sonra; galatasaray, arda’nın da orta sahaya yaklaşmasıyla ileride daha fazla gözükmeye başladı. sonuca ulaşılması da uzun sürmedi. arda’nın attığı golün hemen ardından sakatlanıp oyuna devam edememesi, oyunun geri kalanı ve hatta skor adına çok mühimdi. devam edebilse, ileride jo ve keita’yla yapacağı ver-kaçlarla 2. golün gelmesini sağlayabilirdi. fakat, bu sezon da baş belası haline gelen sakatlık, kendisini hatırlattı gene. beşiktaş bu dakikadan itibaren, toparlanıp yeniden yüklenmeye başladı. rijkaard, elano’yu da aldı oyundan, son dakikalara girilirken. bilmiyorum, sakatlandı mı? eğer herhangi bir problemi yoksa, keşke diyebiliceğimiz bir durum. elano’nun takdire şayan oyununun tam tersine, geldiğinden bu yana oldukça vasat bir performansla oynayan gio dos santos; gereksiz bir faul yaparak, bir nebze de olsa beşiktaş golüne katkıda bulundu. leo’yu da atlamamak lazım. o da saçmaladı golde.

neticede, iki takım da iki farklı devre oynadı ve beraberlik hiç şaşırtıcı durmuyor. beşiktaş taraftarı, bu kadar coşkulu ve istekli başladığı bir maçı kazanamadığı için üzülürken, hiç değilse beraberliği kurtarıp, yarıştan kopmadığına sevinebilir. galatasaray’lılar ise, başlamadan önce 1 puan verseler şöyle bi’ düşüneceği maçtan yenilmeyerek ayrılıyor olmaktan mutluyken, önde götürdüğü derbiyi, kazanamamaktan ötürü üzgün olabilir. böyle ilginçliklerle geride kaldı bu derbi de. şu an için ligden herhangi bir takımın koptuğunu yahut bir takımın büyük avantaj yakaladığını söylemek güç. yalnız, bu maçla birlikte, ligin sonuna etki edebilecek haftalara girmiş bulunuyoruz. bu haftaları, avrupa macerasıyla beraber ilerletmek, en büyük arzumuz tabi.

galatasaray 1-1 ibb

06 December 2009, Sunday

gs 1-1 ibb

puan kaybını hakeme bağlamak adetim değildir hiç. saçmalık olarak görürüm hatta çokça. fakat hüseyin göçek’in galatasaray-ibb maçının son 10-15 dakikasında gösterdiği performans beni dahi çileden çıkardı. her şey kabulüm; atmamız gerekiyordu 2’yi, topu da daha akıllı çevirip süreyi iyi kullanmamız lazımdı. fakat gözünün önünde kornere çıkan topa aut kararı vermek, çok açık biçimde temiz bi’ top çalmaya faul vermek, üzgünüm, art niyet aramak için yeter de artar bile. hüseyin göçek sezon sonua kadar dinlendirilir mi, hakemliği bırakır mı bilemem de bir daha herhangi bir futbol müsabakasında görmek istemem açıkçası bu adamı ben.  taraftarlıkla yahut taraf olmakla alakası yok bu durumun, iyi-kötü futbolla da alakalı değil. hakemin hatayı bırak, kıyım yapması istediğin kadar objektif ol, tepki göstereceğin ve sinir kat sayısını artıran bir durum. elle, kolla gol yemek, ofsayttan gol yemek ya da ne biliyim alakasız bir penaltıdan gol yemek futbolun içinde sayılabilir. lakin, gözünün önünde çok net biçimde sonucunu gördüğün pozisyonu tam tersi kararla açıklamak acizliktir ve art niyet aramayı gerektiriyor bu tutum. bu nedenle puan kaybını şans-hakemkatkısı-futbolcu hatası üçgeninde açıklayabiliriz.

son dakikada atılan golle sonucu belirlenen bir maç oldu. bu yüzden daha fazla olacaktır acısı. 80 dakika rakip bizim kaleye doğru dürüst gelememişken, hiç de iyi olmadı bu kayıp. yine de topun yuvarlaklığını hesaba katıp sonuç üzerinde değil, oynanan futbol üzerinde durmak istiyorum. hücum gücü her geçen hafta azalarak, temposu düşen ve gol pozisyonu sıkıntısı yaşayan bir takım oluvermiştik fenerbahçe maçından sonra. hem fiziksel hem psikolojik açıdan yıpranarak çıktığımız bir maçtı o ve götürüleri oldukça fazlaydı. o maçtan sonra hep ağır-aksak ilerlemeye çalıştık. ileri uç elemanları -kewell dışında- istikrarlı bir performans yönünden zayıf kaldılar. her maçı üst biten takım bir anda 2 farkı yakalayamayan hatta 2 gol atamayan bir takım haline geldi. orta sahada rijkaard’ın aradığı tarz bir adamın olmaması ve kazanma alışkanlığının yitirilmiş olması bu sonucun doğmasında etkiliydi. çok atıp, çok yiyen bir takım değildi artık galatasaray fakat artık gol atma konusunda ciddi sıkıntıları vardı. bu kadar güçlü bir kadronun nonda dışında alternatif bir forvetinin olmaması yönetime kadar götürür eleştiriyi, çok problem yaşandı çünkü bu sebeple. baros’un yokluğunda nonda o kadar silik bir görüntü çizdi ki, hoca bir maçta arda’yı forvet mevkisinde kullanmayı tercih etti. keita’nın cezalı olduğu maçlarda, sabri’yle yakaladığı uyumun bozulması yine puankayıplarının yaşandığı sürecin önemli nedenlerinden birisi oldu. kewell ve nonda’nın yedekten gelecek adam olmaması yüzünden dinlenememesi, arda’nın top yapma konusunda yalnız kalması ve elano’nun açıkça gözüken zaman ihtiyacı. ibb maçına dek bu tarz sıkıntılar yaşandı. fakat, bugün her açıdan mükemmele yakın bir galatasaray izledik diyebilirim. en başta, o heyecanı, isteği geri gelmişti oyuncuların. önde basan, birbiriyle yardımlaşan, gol atmak için fazlasıyla iştahlı bir görüntü çizdi takım. sabri’nin yokluğunda şans bulan uğur’un bazı ortaları isabetsiz olsa da, çok kez çizgiye inip pozisyon üretmeye çalışması sevindiriciydi. kewell her zamanki gibi tecrübesi ve arzusuyla etkili olmaya çalıştı. arda kenarda, aynı pana maçındaki gibi çok iyi top kullandı. ortada elano oldukça fazla sayıda, uzun ve adrese teslim paslar attı, temposu da diğer maçlara nazaran yüksekti. önceki maçlarda; keita’nın yokluğunda, onun çizgiden taşıdığı topları fazlasıyla arıyordu takım, belki de en önemlisi keita’ya ihtiyaç duyulmadı bu maç. hücumda özellikle 2. yarı pozisyon üretme noktasında çeşitlilik vardı. arda’nın ayaklarına bakan bir takım değil, sağdan soldan bindiren bir takım izledik.

son 10 dakikayı ayrı tutuyorum, hüseyin sağolsun. taraftarla inatlaşırcasına, gördüğünü inkar eden bu adam, 80 dakika oynanan topu boşa çıkardı. taraftar tepki gösterdikçe, saçmaladı hakem. büyük takımın sahasında, rakip takımı ezdirmem havasına girdi, pislediğini sıvamış oldu böylece. yanlış görmedi, gördüğünü inkar etti; buradan anlayabilirsiniz demek istediğimi. son dakikalarda topla oynama yüzdesini kanıt gösterip, ibb’nin golü hakettiğini söyleyenler yanılıyor. hakem olayı çığırından çıkarmasaydı, topa o kadar hakim olamayacaktı ibb. uzun süredir bu kadar taraflı bir yönetim görmemiştim, sağolasın h. göçek. ne olursa olsun, galiptir bu yolda mağlup felsefesine getirmek istiyorum olayı. iyi oynadıkları bir maçtan sonra, hakettiklerini alamamak, topçuları kendine getirip bundan sonra daha yürekli oynamaya, işini garantiye almaya sevkedecek umarım. bu maç üzerinden rijkaard’a giydirmeye çalışanlar olacaktır mutlaka basında veya nette. onlara yapılabilecek hiç bir şey yok, akıl fikir edinmeleri için dua etmekten başka.

fenerbahçe 3-1 galatasaray

26 October 2009, Monday

fb-gs

savaşa gider gibi gittiğimiz sürece, kadıköy’de galibiyet çıkartamayız; bunu anlayalım artık. rakibinin senin sinirine dokunmak istediği, futbolun farklı yönlerini de kullanarak avantaj sağladığı açıkça ortadayken, sen kendine hakim olamayıp, oynadığın topa yansıtıyorsan bu savaş modunu; mümkün değil galip gelmen. şans faktörüyle açıklanamaz bana kalırsa bu uzun süren mağlubiyet serimiz. her maç ilk dakikalarda gol yiyip, geriye düşüyorsak, bir durup düşüneceğiz. “nasıl oluyor da maça kafadan yenik başlıyoruz?” diye. sakin olmaları için yazılı bir belge mi vermek gerek futbolculara, anlayamıyorum. tribünler bi’ noktadan sonra, anlaşılabilir bir sabırsızlık içerisinde, ayrı tutmak lazım taraftarı. en fazla, fener maçları öncesi sami yen’de yoğun bir destek verdiği, maçın önemine parmak bastığı için eleştirebiliriz. lakin 10 yıldır kadıköy’e gidip, galibiyet alamadan dönen bir adama da hak vermemek elde değil. ne yapabilirsin ki taraftar olarak, takımı motive etmekten başka. çıkıp koşturacak halimiz yok ya. sırf bu psikolojik karşılaşmayı aşamadığımız için, sahadan mağlup ayrıldığımızı düşünüyorum.

geçen yıl kadıköy’de oynanan maçta ilk golü atmamıza rağmen, maçın başında gol yeme alışkanlığına yenik düşerek beraberlik golünü kalemizde görmüş, hemen ardından bir daha gol yiyerek mağlup duruma düşmüştük yarım saat geçmeden. maça iyi hazırlanamadığımızı gösteren ve sürekli tekrarlanan bu alışkanlık, iyice mahkum bir futbol oynamamıza sebep oluyor. oynadığının aksine, sahaya bambaşka bir futbol yansıtıyor galatasaray kadıköy’de. sorunun rakibin şansı yahut hakemin etkisi olarak adlandırılması en çok biz galatasaray’lılara zarar verir. hadi bir hakem hatası diyelim, iki-üç maç ta şansla kazandı rakip. fakat çok daha uzun bir süre devam ediyorsa bu sonuç, orada bir sıkıntı olduğu aşikardır. sorunu çözme yolları aramak;  anlık sinirle, alınmış mağlubiyete kılıf aramaktan daha iyi bir yol. kadıköy’deki maçların ölüm kalım meselesi olmadığını, rakibin tahrik edici ve sinir bozmaya yönelik hareketlerinin görmezden gelinmesi gerektiğini kavrayıp, uyguladığımız gün galip taraf olacağız. ne zaman olur bu, orasını bilemeyeceğim.

fb-gs maçları genelde farklı ve ilginç sonuçlara sahne olurdu. bu maçtan önce hangi düşüncedeysem sahada gerçekleşti diyebilirim. fenerbahçe’nin önde pres yapıp top kazanacağı, bu toplarla etkili olup gol bulacağı, galatasaray’ın birbirinden kopuk bir oyun düzeniyle sahada yer alacağı, moral yönünden -ilk golü atmakla alakalı değil bana kalırsa- fener’in çok daha üstün olacağını ve galatasaray’ın oyundan çok çabuk kopacağını düşünüyordum. hepsi gerçekleşti, yani beklenmedik bir durum olmadı bana göre. ne yalan söyliyeyim, maçtan önce baroni’nin arda’ya yaptığı hareketlerden anlamıştım, sinir harbini onların kazanacağını yine.

ilk gol tamamen defansın hediyesi oldu. carlos’un aktif alan içerisinde yer alıp almadığı tartışılır, bana göre defansın dengesini bozduğu için aktif ve ofsayt olmalı. kazım’ın defansla girdiği bir kaç pozisyon net faulken, bir kaçı alakasız kaçtı. ofsaytlarda da saçmaladı bazı ataklarda yan hakemler. penaltı pozisyonunda; hakemi uyarıp alex’e kart vermesini yan hakem mi söylemeliydi yoksa hakem kendisi mi görmeliydi bu aldatmacayı? anlayamadım doğrusu. alex, böyle bir penaltıdan sonra nasıl topun başına geçebildi, nasıl sevindi attığı gole, işin o kısmını hiç anlamadım zaten. neyse bunlar her maçta yaşanabilecek, futbolun içerisinde yer alan küçük detaylar, fazla üzerinde durmayacağım. beni, defans hattının yaptığı basit hatalar daha çok ilgilendiriyor. orta sahanın baskı yedikten sonra dağılması daha önemli. ne ortasahada üstünlük kurabildik, ne de kanatları kullanabildik baskılı oyun karşısında. şanssızlık kelimesi yenilen gollere değil de, baros’un henüz ilk dakikada sakatlanmasına ithafen kullanılmalı. nonda’nın bu tarz oynayan takımlara karşı oynayamadığı gerçeği ortadayken, baros’un devre dışı kalması felaket oldu. asıl büyük felaket ise alt yazıda baros’un en az 2 ay sahalardan uzak kalacak olmasının bildirilmesi. umarım beklenenden çok daha kısa bir sürede döner baros, bizim için çok önemli bir futbolcu. nonda’nın oyuna girmesi, keita’nın oyununa da olumlu katkı yapar mı? diye düşünmüştüm lakin bugün hem nonda hem de keita, iyi ve olumlu kelimelerinin yakınından geçmedi. baros sakat, keita en az 2 maç cezalı ve fenerbahçe’ye yenilmişsin. oldukça kötü bir tablo. rijkaard-neeskens ikilisinin bu kriz ortamında neler yapacağını merak ediyorum. olabildiğince az kayıpla, bu ortamdan sıyrılacağımıza inanıyorum. teknik ekibe duyduğum güven, bu inancın en büyük kaynağı.

son 3 lig maçında 9 gol yiyen bir takım var ortada. ilk 7 sıradaki takım içerisinde en fazla gol yiyen takımız bunun yanı sıra. hal böyleyken, savunma konusundaki sıkıntıları görmezden gelmek, yok saymak imkansız. ilk çözülmesi gereken sorundur bu. ne olursa olsun,  fenerbahçe mağlubiyetinden sonra bir kaç maç ekstra performansla oynayacak bir galatasaray göreceğimizden de eminim. geçmiş yıllarda çokça gördük bunun örneğini. kaybedilmiş hiç bir şey yok. aldığımız tüm şampiyonluklarda, kadıköy’de mağlup olmuştuk zaten. bunun bilinciyle, daha oturmuş bir takım olma amacı güdersek, şampiyonluk adaylığı konusunda kaybetmiş sayılmayız. yitirdiğimiz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü, teknik ekibin mağlubiyetlerde nders çıkarabilme özelliğine, yetisine inanıyorum. ileride savunmasındaki sıkıntılarını minimuma indirmiş bir galatasaray görürsek şaşırmayalım. spor medyasına da hiç takılmamak gerekiyor. onlara kalsa rijkaard yarın gönderilmeli .)

velhasılı kelam, ulan galatasaray..

süper lig 9. hafta

18 October 2009, Sunday

“içerde denizli- kümedüşen ankara- içerde kasımpaşa” fikstürü beşiktaş için can simidi oldu. ne olup bittiği belli olmayan bir sürece doğru gidilirken hatta o süreç başlamışken, 9 puan üstüste kazanmak, bir nebze de olsa moralini yükseltir bjk camiasının. bu kadar çabuk bir sürede dağılmanın kıyısına nasıl gelindi; bir değerlendirme yapma imkanları olacaktır. ne olursa olsun, geçtiğimiz yılı çifte kupayla kapatan bir takım beşiktaş, bir toparlanma noktası yakalayabilir. önümüzdeki hafta oynayacakları eskişehir maçı, bu açıdan büyük önem taşıyor. seyircisini arkasına aldığında, rakipler için ciddi bir tehlike oluşturuyor sahasında es-es. bu deplasmandan çıkarılacak ve üst üste alınan 9 puana eklenecek 3 puan, beşiktaş’ın çıkışa geçmesi için atılan bir adım olabilir. derbi bir yana, haftaya oldukça mühim bir maç bekliyor bizi eskişehir’de. beşiktaş’ın 3 cezalısına -ki 2’si savunmadan- eskişehir’in hücumu seven, yetenekli oyuncularını da ekleyince, sonucu kestirmek iyice güçleşiyor.

alex’in, fenerbahçe takımının hemen hemen her şeyi olduğunu düşünenlerdenim. bugün antep’te olmayacağını öğrendiğimde, fener’in işinin çok zor olacağını düşündüm. takım halinde iyi kapanan ve ileride bitirici adamlarla sonuca giden bir takım fb. hızlı çıkışlarda, kısa ve çabuk pas trafiği gereken anlarda, duran toplarda en önemli adamı, zekasıyla ön plana çıkan alex oluyor. yani hücumun bir numarası alex fenerbahçe’de. arkadaşlarından yardım aldığı zaman fark oluyor. tek başına maç çevirdiği de var çokça. hal böyleyken, alex’ten yoksun çıktığı bir deplasmanda, guiza ve lugano gibi ilk 11 elemanları da olmayan fb, 9’da 9 yapamadı. 1-0 riskli skor, 2’yi bulamayınca böyle durumlar ortaya çıkabiliyor. kaldı ki, yedikleri 2 gol de rakibin ustalığından kaynaklandı. olağanüstü 2 gol attı j. cesar. ilginç bir detay; antep hiç berabere kalmamış evinde. antalya’da son dakikada 3 puanı almıştı fb, aynı şekilde manisa maçında 94. dakikada galibiyet golünü bulmuşlardı, bu kez ters bir sonuç çıktı ve son dakikada üstelik bir frikik golüyle mağlup oldular. alex olsaydı fenerbahçe kazanırdı diyemem ama alex 1-0’dan sonra, rakibin verdiği açıkları değerlendirip farkı artırma konusunda olumlu işler yapardı kesin. neyse, olasılıklar üzerinde fazla durmayalım, bu sonuçlarla birlikte haftaya oynanacak derbi iyice önem kazandı. fenerbahçe bu mağlubiyetle kendine gelip, haftaya bizim maçta canla başla mücadele ederse hiç şaşırmam, hatta tersi olursa şaşırırım. hafta içi oynanacak avrupa maçında nasıl bir kadro çıkaracak daum, merak ediyorum. rahatça rotasyon uygulanacak bir maç değil. daum’un futbol anlayışını da düşününce oyuncuların yorgun biçimde derbiye çıkma ihtimalleri artıyor.

galatasaray-trabzonspor maçından sonra, erman’dan tut, ömer üründül’üne kadar tüm spor ulemaları ortak noktada buluşacaktır mutlaka. nedir bu ortak yorum? “galatasaray’ın ileri uç elemanları geri koşmuyor”. bu mudur yani galatasaray’ın oyunundan çıkardığınız sonuç. her şeyi geçtim, nerede gördün hemşehrim sen herkesin geride beklediği, bunun yanında 4-5 tane gol atan takım. arda daha tempolu olmalı de, daha hızlı paslaşmalılar de, savunma oyuncuları ağır kalıyor daha uyumlu olmalılar de, hepsini anlarım da; baros’un, elano’nun geriye koşmasını bekleme. o adamın savunma için yapacağı iş, ön alanda pres yapmak. bunu yapmazsa eleştirirsin, ki hep yaptıklarını da iddia etmiyorum. bu maç yapamadı öndekiler mesela belli bir süre pres. orta alanı bırakınca da araya top kaçırdı trabzon. evinde 3 gol yemek hoş bir durum değil tabi. sorunu çözmek adına rijkaard-neeskens ikilisinin uğraş vereceğini umuyorum. bu yılın en güzel yanı da bu zaten. bu ikiliye duyduğumuz güven, çok şeye bedel. atılan gollerin hepsinin sağ taraftan gelişen ataklarla oluşması sürpriz değil elbet. sabri’nin desteğiyle beraber keita, galatasaray’ın hücum gücünün büyük kısmını oluşturuyor. keita hep aynı da, sabri’ye bir iki övgüde bulunmazsak ayıp etmiş oluruz. bana göre hayatının maçını çıkardı. keita’yı tamamladı ve rakibin sol kanat oyuncusunu kapattı. lakin en büyük eksiği istikrar çoğu yerli oyuncu gibi. 3 ay yan gelip yatmayacağını söyleyemeyiz. kewell, hep bizimle kalsın, gerisi önemli değil.

galatasaray 3-0 beşiktaş

13 September 2009, Sunday

“hiç ciddi bir rakiple oynamadı galatasaray” eleştirilerine çokça şahit olması sebebiyle, hemen her galatasaraylı, beşiktaş maçının öneminin daha da arttığını düşünüyordu. yahut ben öyle tahmin ediyorum. fakat bunun yanlış olduğunu  düşünmek pek mantıksız değil. savunma anlamında bir merak varsa orası ayrı da, bu hücum gücünün türkiye’deki her takıma gol atabileceğini, ve hatta bazılarına karşı, yürüyerek gol bulma olasılığının hayli yüksek olduğunu anlamak hiç zor değildi.

duran top; iyi savunma ya da ciddi rakip tanımaz. ilk dakikada kornerden gelen, arda asistli gol-ki bu korner golleri bu yıl klasikleşme yolunda ilerliyor galatasaray’da- oyunun akibetini değiştirdi. ayhan’ın yokluğunda orta sahada sarp-topal ikilisi yiyecekleri baskıyla beraber top kullanma sıkıntıları yüzünden hata yapabilirlerdi. erken gol, bu dezavantajın işlemesine engel oldu. yine top yapamadı bu ikili fakat skor üstünlüğü elinde olduğu için galatasaray risk almak zorunda kalmadı. denizli ortayı kalabalık tutup, araya top atabilen adamlarla sonuca gitmek istedi fakat, burada da ilk dakikadaki gol engel oldu onlara. fazla açılmadı gs ve hal böyleyken orta sahada denizli’nin beklediği gibi ezici bir üstünlük kuramadı beşiktaş. mustafa sarp’ı her geçen maç üstüne koyarak geliştirdiği futbolu ve bana yaşattığı şaşkınlık sebebiyle tebrik ediyorum. yeteneklerini sonuna kadar kullanıyor ve yürekten oynuyor bu oyunu. o olmasa önemli bir eksiklik yaşanırdı bu yıl galatasaray’ın orta sahasında. ne topal, ne de ayhan onun kadar tempolu oyuncular değil. ayhan demişken ekleyelim, o da büyük kayıptı bu maç için. arda’nın belki yorgun olması nedeniyle yapamadığı orta saha-ileri uç bağlantısını sağlayabilirdi ayhan bugün oynayabilseydi. barış’ın bu konuda yeterli olacağına inanmıyorum ben. diğer bölgelere baktığımızda; orta ikili ve kalecinin sıfır hataya yakın oynadıklarını görüyoruz. hkb savunma anlamında ciddi hatalar yaptı 2. yarı, sabri ise sezon içindeki çıkışını derbiye de yansıtmayı başardı. rijkaard’ın sihri mi diyelim, ne diyelim. kewell, baros formsuz gözükür, çıkar atarlar birer tane. bu  sebeple büyük futbolcu mertebesine erişmişler zaten. kötü oynadığı maçı 2 golle bitirebilen kaç golcü var ki? sol kanatta volkan yaman’dan daha iyi bir alternatif olacağının sinyallerini açıkça verdi caner. hem de çok kısa bir sürede. hakan’dan daha hücumcu bir bek, ön plana dahi çıkabilir ilerleyen zamanda.

rüştü’ye çok isyan ediyordur beşiktaş taraftarı, haklı olarak. lakin, sonuca gidecek futbol oynayıp oynamadıklarını düşünmeleri de gerek. karmakarışık bir dizilişi vardı bugün takımın. yusuf niye sol tarafta oynadı, nihat hangi sebeple tek forvet olarak görev yaptı, ekrem ne diye içeri çekildi vb. sorularla mustafa denizli’den hesap sormak, hakkıdır taraftarların. erken atılan gol yüzünden, biraz yaymasaydı galatasaray, ortada bu kadar rahat olamazdı beşiktaş takımı. onun dışında da bir artısı yok zaten denizli’nin öğrencilerinin. tello ve nobre’nin olmaması önemli dezavantajdı onlar adına. 9 puan geride kalmanın yanında, psikolojik olarak gittikçe kuvvetlenen bir rakibe kaybetmek gardını düşürebilir beşiktaş cephesinin. nasıl bir yol bulacak denizli bu kötü gidişi durdurmak için, merak ediyorum.

bülent başkan ve arouna kone

31 August 2009, Monday

sivasspor’un serbest düşüşe geçmediği dönemler. trabzon’a karşı 2-0’lık bir galibiyet alınmış. bülent uygun havalarda. röportaj verecek, halka seslenecek. herkes mutlu. bazı abiler daha da mutlu. ansızın gelip sarıveriyorlar başkanı ve ortaya tarifi zor bir görüntü çıkıyor.
olaya girdiniz, sardınız bülent başkanı; iyi, tamam da nereye götürüyorsunuz arkadaş?

süper lig 4. hafta

30 August 2009, Sunday

beşiktaş’ın gayet istekli bir oyun oynayıp, rakibin direncini bir türlü kıramaması sonucu gol atamadan tamamladığı antep maçıyla başladık süper lig’de haftaya. üçüncü kez sahadan beraberlikle ayrılmış oldu böylece denizli’nin takımı. gol atma konusunda sıkıntıları var, bu belli bir şey fakat yavaş yavaş isteksizlik belirtileri ortaya çıkıyordu. bunu kırdıklarını düşünüyorum ben. kilidi açamayıp sonuca gidememek farklı, hiç bir şey oynamadan, hırssız, arzusuz oynamak farklı. ilerisi için bir umut olabilir bu bjk’a. şampiyonluk yarışından silip atmak, şu an için hiç de mantıklı değil son şampiyonu. zamana ihtiyacı var takımın, bir de tabata’ya verilen 8 milyonun hakkını vermesini bekleyecekler. antep’te geçen yıl ön plana çıkan murat ceylan iyiden iyiye sivrilmeye başladı. oldukça tempolu bir oyuncu, sert şut da çekebiliyor. önü açık ceylan’ın, ibrahim kızıl’ın ellerinde değerinin 2-3 katı bir parayla şekillenebilir geleceği!

fenerbahçe hafta içi maç oynadığı için mi bu kadar düşük tempoda oynadı yoksa manisa mı fenerbahçe’ye orta sahada üstünlük kurdu, çözemedim doğrusu. eğer sion maçı dolayısıyla yaşandıysa bu fiziki düşüş, işleri hiç kolay olmayacaktır. sezonun bütününü düşünürsek, 3’er gün arayla daha ağır maçlar oynayacaklar. böylesine eksikler daha ön plana çıkar oralarda. bu maçta olduğu gibi kazanmak mümkün olmayabilir. alex yine gözükmedi çokça, fakat yine gösterdi klasını. o olmasaydı mümkün değil dönmezdi maç. emre gibi orta sahanın beyni oyun dışıyken hele, çok zordu. kanatlar, bu maça kadar en büyük silah olarak addediliyordu. kazım ve santos çok sönük kaldı bu gece. gökhan’ın kanat bindirmeleri de arandı fazlasıyla. milli maça yetişir umarım gökhan gönül. manisada iyi topçular var. sezer, nizam, simpson, bu maçta oynamasa da isaac. mehmet nas da iyi koştu bugün. sağlam bir golcüleri olsa, iyi sayılabilecek bir savunma hattıyla beraber, gayet taş bir takım olurlar. bir maçla anlayamayız tabi her şeyi, fazla da atıp tutmayalım.

yarınki ankaraspor-galatasaray maçıyla bitiyor 4. hafta. fener kayıpsız giderken, bizim topçular da artı bir motivasyonla oynayacaktır. ankaraspor’u tam zamanında yakalıyoruz üstelik. gökçek’lerin ankaragücüne çöktüğü dönemde, bazı oyuncuların zehirlenme sebebiyle antrenman eksiği olması rakibi iyice kuvvetsiz kılıyor. dinlenmiş, diri ve istekli bir takım izleyeceğiz muhtemelen yarın bizim cephede. ne olursa olsun, iyi takım ankara, kolay lokma değil çok. zorlamak gerekecektir. bizimkiler de ziyadesiyle zorluyor bu sene.)