‘turkcell super lig’ olarak etiketlenmiş yazılar

üç buçuk

16 August 2009, Sunday

tedirginlik arttıkça, “iş başa düştü” tarzında yazılar düşmeye başladı basında. aralarından birisini yorum yapmadan; ileride açıp, okuyup, çok güleceğimizi bildiğim için, büyük bir zevkle eklemek istiyorum. futbol camiamızın duayenlerinden! gürcan bey yazının sahibi.

-keita ve elano-

galatasaray’ın yeni transferleri çok sansasyon yarattı. alıcı gözle baktığımızda keita’nın sezonu büyük hayal kırıklıkları ile geçirmesi kaçınılmaz gibi. gaziantep’te sahada yoktu. hücum aksiyonlarının içinde rol almayı bırakın, top kayıplarıyla rakipten bile oynadı diyebiliriz.
lyon böylesine bir oyuncudan vazgeçtiğine göre, galatasaray’ın da işi zor.
elano ise duran top ustası. ama tempo sıkıntısı var ve yine takım savunmasında özverili değil. yetenek olarak deivid’in önünde mi diye düşünüyorum. bence değil. şöhretleri olan oyuncular ama, o kadar. zaman kimi haklı çıkartacak göreceğiz. fakat galatasaray’ın yükünü yine arda çeker.
bu oyuncuların milli olmasına gelince… kleberson ve ricardinho da geldiklerinde milli takım oyuncularıydı.

galatasaray 4-1 denizlispor

15 August 2009, Saturday

frank rijkaard’ın ilk 11 oyuncularının bir çoğunu dinlendirip, şans bekleyen futbolcuları sahaya sürmesini garip karşılamamak gerek. takımda kalmasını istediği ve takıma kazandırdığı her oyuncuya güvendiğini ve yeri geldiğinde şans vereceğini belli etmişti aslında hoca. hazırlık maçları ve hazırlık maçı kıvamında geçen eleme turları bunun kanıtı. bugün oynayan oyuncuların, asların dinlenmesi için sahada olmadıklarını, hocanın onlara güvenip formayı verdiğini düşünmeleri, alternatifli bir kadro kurulmasının mantığını destekleyecektir. defansta oynayan dört oyuncunun tamamını değiştirebiliyorsanız ve -rakip zayıf olsa da- neredeyse pozisyon vermiyorsanız, geniş kadronuzdan verim alabiliyorsunuz demektir. böyle kesin cümleler kurmaktan kaçınıyorum fakat ortada bir gerçek var. oyuncuyu kulübeye yapışık halde yaşamaya mahkum etmek saçmalık olur. milli maçlar dönüşü böyle bir rotasyon uygulaması, rijkaard’ın kadronun tamamından yararlanmak istediğini gösteriyor bana kalırsa.

abdul kader keita | gs - denizlispor

denizlispor gibi kalitesi belli olan takımlar karşısında takımın oynadığı oyunu ciddi manada değerlendirmek hata olacaktır. burada henüz hiç kuvvetli bir rakiple maça çıkılmamış olmasının dezavantajını da hatırlatalım. üst üste zayıf rakiplerle oynamak iyi bir durum değil. galatasaray’ı, bu tarz düşük seviyeli maçlarda dahi disiplinden kopmadığı için tebrik edebiliriz. kolay değil her maç aynı seviyede istek ve motivasyonla oynamak. mustafa sarp, barış ve girdikten sonra ayhan bu konuda gayet başarılıydı. arda’yı ne kadar rahatlatabilirse o bölgede oynayan ikili, hücum performansı da o kadar artacaktır. daha sert geçecek maçlarda görevleri daha önemli bir hale gelecek ortada oynayan sert yapıdaki futbolcuların. defans hattına bakınca uğur uçar’ın yeteneğini, ağır bir sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen gösterebildiğini gördük. sol taraftan gelemedi neredeyse denizli, uğuru geçip. diğer tarafta ise volkan’ın yetersiz defansif özellikleri sebebiyle aynı durum geçerli değildi. gol de volkan’ın kanadından yapılan bir orta sonucu yenildi. hakan balta ileri çıkışlarda etkili olmasa da, defansif anlamda volkan’dan çok daha önde bir oyuncu. orta ikilide emre’lerin oyunu, servet ve gökhan’a taş çıkartır cinstendi. özellikle aşık, kusursuz oynadı. keita, kewell ve baros bu tarz maçlarda hiç kasmadan da sonuca gidebilecek meziyetlere sahip oldukları için onları ayrı tutmak gerek. keita’nın penaltıyı kullanma isteği, ne kadar iştahlı olduğunu gösterse de, en son isteyeceğimiz şey kewell ile arasında bir problem olmasıdır. maçtan sonra açıkladı gerçi, bunun normal bir durum olduğunu.

abdul kader keita!

02 July 2009, Thursday

haldun üstünel iş başında olduğundan, rahattım transfer konusunda. az biraz beklemiş olsakta, haldun üstünel’in karnesine mutlu sonla biten bir hikaye daha yazılması sevindirici bir durum. yalan haberde sınır tanımayan basını, keita ile aynı takımda oynayan govou haberleriyle oyalaması, ayrı bi’ güzellik katıyor olaya. bu denli iş bitirici bir yönetici, en az komple bir forvet kadar gerekli her takıma.

keita’yı transfer ederek, rijkaard’ın 4-3-3 sistemine uygun bir politika izlediğini açıkça belli etti yönetim. aynı şekilde lincoln paşa’nın da gidici olduğu, en azından takımda yeri olmadığı tescillendi bu transferle. hollandalı’nın uygulayacağı sistemin ileri ucunda, sağ tarafta kullanılacaktır keita. sol kenar kewell’a emanet edilirse de, arda orta üçlünün bir parçası olacaktır. lincoln’ün bu şartlarda oynaması söz konusu değil. kağıt üstünde oldukça güçlü duran bu kadroya yapılacak bir defans takviyesi, bir kademe daha atlatacaktır galatasaray’a. haldun üstünel’in  ingiltere’ye bir transferi daha bitirmeye gittiğini düşününce, bu ihtimalin de güçlendiğini söyleyebiliriz.

fil dişi sahilleri hayranı olan bir futbolsever olarak rahatlıkla söyleyebilirim; keita, her zaman takımımda görmek istediğim, seyir zevkini artıran, takıma hızıyla ve asistleriyle değer katan bir oyuncu. bazıları beklentilerin altında bir transfer olduğunu ima eden kelimeler kullansa da, sonunda görülecektir ki keita değil galatasaray’ın, türkiye’nin en başarılı transferlerinden biridir. tekrar teşekkürler haldun üstünel.

abdul kader keita

süper lig’de son: şampiyon beşiktaş

30 May 2009, Saturday

teknik direktör değiştirdiği bir sezonda, kendi taraftarının dahi takımını favori göstermediği bir ortamda, yani kimsenin beklemediği bir biçimde şampiyonluğa ulaştı beşiktaş. bunlar şampiyonluğu haketmediğini göstermiyor tabi ki. sonuna kadar hakettiler. en aklı başında oynayan, inancını hiç yitirmeyen taraf olmayı başardılar. zor sınavlardan geçtiler, hiç kolay olmadı fakat ligin sonunu çok güzel getirdiler. çifte kupayla sezonu noktalamak, türkiye’den bir takımın hedefleyebileceği en üst amaçlardan birisidir. galatasaray ve fenerbahçe ile şampiyonluk yaşamış mustafa denizli’nin bir de beşiktaşa gelerek şampiyonluk+türkiye kupası sevinci yaşaması oldukça ilginç. tarihe gemiş oldu böylece denizli. onu ve takımını alkışlamak gerekiyor, rakiplerinin tutunamadığı bir ligde istikrarı yakalayıp sivas tehtidine rağmen, sezonun 2. yarısını olağanüstü oynayarak şampiyon olması her şeyi açıklıyor zaten. fırsatı değerlendirdi, şampiyonlar ligi gibi bir para havuzuna girmeyi başardı. bunlar güzel şeyler tabi. fakat gelecek sezon, iyi bir avrupa macerası yaşamak istiyorlarsa, ligde de hedefi zirveye koyduklarına göre, kesinlikle daha iyi bir kadroya ve daha ileri görüşlü bir yönetime ihtiyaçları var. zamanı değil şimdi tabi, eğlenme zamanı beşiktaş için. tekrar tebrik ediyorum beşiktaş camiasını.

galatasaray beklediğim gibi sezonun en istekli oyununu oynadı sivasa karşı. belki de ligin 2. yarısının hemen başında, sivas’ta başlamıştı galatasaray’ın engellenemez düşüşü. sezon sonunda müthiş bir fırsat geçti galatasaray’ın eline. sivas’ı yenerek 2. olmasını engellemek ve 4. basamağa yükselmek. bir taşla iki kuş. öyle olmadı ama. trabzon evinde 1-0’dan 2-1’e maç vererek hem kendisinin hem de galatasaray’ın planlarını bozmuş oldu. güiza’nın son dakika golü, takımını bir eleme turundan kurtardı. bu golle fenerbahçe sezonu temmuz sonunda, galatasaray ise temmuz ortasında açacak. önemli bir detay bu. trabzon son haftaya taşıdığı umutlarını olmadık biçimde ligin son anlarında yitirdi. sivas yenilmiş olmasına rağmen 2. basamakta yer aldı ve şampiyonlar ligi’ne attı kapağı. işleri zor, değişen statüyle birlikte ön eleme turlarında büyük takımlarla karşılaşma olasılıkları hayli yüksek. yine de kasalarına koyacakları para, onlar açısından önemli bir miktar olacaktır.

ligin  dibine bakınca, konyaspor’un düştüğünü görüyoruz. ilginç oldu biraz konya’nın düşme hikayesi. gençler evinde bir amacı kalmayan kayseri’den 4 yedi. antalya berabere gidiyordu, konyaspor’da golü bulunca 3’lü averaj durumu oluştu ve gençlerbirliği yolcu gibi duruyordu. ancak antalya’nın golü, geçen yıllarda küme düşmelerine sebep olan gençlerbirliği’ni kümede bıraktı. konyaspor 3-0 kazanmasına, gençlerbirliğiyle aynı puanda olmasına rağmen averaj sistemiyle küme düşmüş oldu böylece. o kadrodan ve staddan bir an önce kurtulmalarını diliyorum kendi adıma. belediye takımlarını bir kenara koyarsak ligden düşmesine üzülmeyeceğim ender takımlardan birisiydi konya. hocaları, tribünlerin sahaya uzaklığı, arda’nın o sahada ciddi bir sakatlık yaşaması, uğur uçar’ın futbol hayatının yine bu sahada riske girmesi gibi sebeplerim var. gerçi gençlerbirliği de hiç lige yakışan bir takım değil ama olsun.

beşiktaş-galatasaray

24 May 2009, Sunday

besiktas-galatasaray

bu tarz dönüm noktası maçlarda beşiktaş’tan üstün ve mükemmel bir oyun beklemek yanlış olur. uzun süredir şampiyon olamıyorlar ve psikolojik olarak böyle maçlarda istediklerini yapamamalarını anlayabiliyorum ben. üstelik karşılarında aynı fenerbahçe gibi oldukça rahat bir takım vardı. bu rahatlık galatasaray’ın orta sahada iyi paslaşmasını, kendi sahasına yaslanıp hızlı çıkma düşüncesindeki rakibine koz vermemesini sağladı. bir kaç savunma hatası dışında, hızlı ve çok adamla gelip pozisyon bulamadı ilk yarıda beşiktaş. tam işler gittikçe zorlaşmaya başlarken duran toptan golü buldular. galatasaray’ın direncini kırdı biraz bu gol. ilk yarı bu şekilde noktalandı. ikinci yarıya iyi başlayan taraf yine gs oldu. oldukça istekli başladılar bizimkiler. güzel de bir gol atıldı. fakat bir kırılma anı daha yaşandı. tello sakatlandığı için oyuna giren yusuf, beşiktaşlılar kusura bakmasın ama tamamen savunma hatasıyla bir gol attı. bu golden sonra oluşan atmosfer beşiktaş’ın tam istediği gibiydi. galatasaray mecburen beşiktaş’ın üzerine gelecekti. aslında bu ortamdan istediği kadar yararlanamadılar. holosko-bobo ikilisi o hızlı çıkışları yapamadı. ernts ve cisse de galatasaray’ın orta saha mücaelesi sebebiyle oyunun savunma kısmına ağırlık verince, denizli’nin planı gerçekleşmedi. galatasaray ise bu anlarda son pas ve son vuruş konularında berbat bir performans gösterdi. baros kaçırdığı o bomboş pozisyonları değerlendirse sonuç çok farklı olabilirdi. orta alanda yapılan kısa paslar, savunma arkasına adam kaçıran paslara dönüşemedi. bugün galatasaray adına önemli olan bu seri ve kısa pasların yapılıyor olabilmesi. bülent korkmaz’ın skibbe döneminden  de kötü bir grafik çizmesi, oynamaya yönelik bir takımı; oyunu bozmaya yönelik, 1-0’a yatan bir takım haline getirmesinin sonucu. beşiktaş’a karşı pas yapması, oyunu orta sahada ele geçirmesi gerekliliğini görmesi geç olsa da bülent korkmaz için olumlu bir gelişme. neticede, beşiktaş şampiyonluk yolunda dev bir adım attı.hasan kabze’nin efsaneleşen golüyle kazandığımız maç haricinde, kadıköy performansımız kadar başarısız bir inönü tablomuz olması oldukça ilginç. galatasaray, deplasmanda derbi oynarken iyi de oynasa kaybediyor. bakalım ne zaman kıracağız zincirleri?

ligin geneline baktığımızda; her maçı aynı performansı göstererek bitiren, şampiyonluk için ağır bastığını belli eden bir takım olduğunu düşünmüyorum. her takım belli bir dönem düşük performanslar sergiledi. fakat beşiktaş ligin alt sıradaki takımlarıyla oynadığı maçlarda başarılı sonuçlar alınca, bir adım öne çıktı. ilk 6 takım içerisinde sadece galatasaray’ı yenebildiler. sonuç; puan tablosunda zirvedeler. galatasaray’ın geçmişte fenerbahçe’den 4 yiyip, sezonu şampiyon bitirmesi gibi bir gerçek var ortada. bu sezon beşiktaş dışındaki zirveye oynayan takımlar alt tarafa gereğinden çok daha fazla puan kaybetti. önemli bir istatistik bu. son haftaya girerken, beşiktaş çok çok büyük bir avantaj yakaladı. belki garantilayemediler şampiyonluğu fakat haftaya oynayacakları denizlispor’un, kümede kalması kesinleşti. düşmemek için oynayan bir takımla, ligde bir amacı kalmamış takım arasında elbette fark olacaktır. beşiktaş yine stres altında oynamazsa uzun bir aradan sonra ligi 1. tamamlayacak. son hafta şampiyonluğun yanı sıra, 2.’lik ve 4.’lük için de bir yarış olacak. sivas ali sami yen’e, fenerbahçe de avni aker’e gidecek. 2. olmak, şampiyonlar ligi’ne gitmek anlamına geliyor. oldukça değerli yani. 4. olmak ise, avrupa ligi’nde 1 tane eleme turu daha az oynamak demek. sezonu erken açma sıkıntısı yaşamamak demek. sivas ve trabzon’un az da olsa şampiyonluk şansları, şampiyonlar ligi mücadeleleri; gs ve fb’nin 4.’lük için vereceği savaş son hafta sonuçlanacak. kıran kırana bir 34. hafta bekliyor bizleri. düşme hattında konyaspor ve antalyaspor dışında herkes kendisini kurtarmayı başardı. haftaya konya veya antalya düşen 3. takım olacak.

ersun yanal istifa etti

27 April 2009, Monday

gittiği takımlarda, belli periyotlarda başarılı futbol oynatsa da; sezon sonunda hep hayal kırıklığı yaratan bir adam ersun yanal. büyük takım çalıştırmak kolay iş değil ve bu işin altından kalkamayacağı belliydi bence. trabzon gibi, taraftar baskısının yoğun biçimde hissedildiği bir camiada, kısa vadeli başarılar yetmiyor malesef. manisaspor’la yaşadığı hızlı çıkış-daha hızlı düşüş olayını trabzonspor’da da yaşadı yanal. elle tutulur iki tane yedek oyuncunuz yoksa kulübede, işiniz zor demektir. trabzon’un kısıtlı kadrosunda ilk 11 oyuncularının bile vasatı aşamadığını düşünürsek, yedek kulübesi konusuna girmemize gerek kalmaz zaten. hadi gökhan – umut ikilisiyle olmayacağını anlamadın, peki neden bir tane bile altenatif yaratamıyorsun? yattara’dan da şampiyon takımın hagi’si olmaz, ona verilen bu sorumluluk da yanlış kabul edilebilir. kadronun en pozitif kısmının song – egemen ikilisi olduğunu inkar edemeyiz, lakin diğerlerinin bu ikiliye yaklaşamadığı bir ortamda başarı gelmesi zordu. sivas maçında, bir şeyler üretmeleri gereken anlarda bütün futbolcular döküldüler. o seviyede oynayacak kadar takım olamadıklarını ispatladılar. en büyük şansları ise galatasaray ve fenerbahçe’nin, son yılların en başarısız takımlarını kurması oldu. yoksa bu sıralara dahi çıkması zordu trabzonspor’un. önümüzdeki sezon avrupa kupalarında oynayacaklar ve bunun bilincinde bir hoca getirip, akılcı transferler yaparlarsa üstlerde tutunabilirler. yoksa ziya doğan, samet aybaba ve ersun yanal seviyesinde gezinirlerse, bir ömür beklerler şampiyonluğu. ersun yanal’ın geleceğiyse belli, o takım senin bu takım benim dolaşacak.

galatasaray – fenerbahçe

12 April 2009, Sunday

gs-fb

galatasaray adına geri çevrilen bir şans daha oldu bu derbi. oysa ki seri yakalamak adına  motivasyonu üst düzey bu maç çok büyük bir nimetti galatasaraylı futbolcular adına. geçen sezon bu fırsat tepilmemişti fakat bu sefer olmadı. fenerbahçe’nin de kesin kazanması gereken bir maçta bu kadar kötü bir performans ortaya koyması, taraftarlarında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. aragones’in bir daha ki sezona fenerbahçe teknik direktörü olarak girmesi artık imkansız hale geldi. zico’yu gönderen düşünce tarzının aragones’i kovalayarak göndermesi gerekir. orta sahada fazla adam bulundurmak dışında hiç bir müdahelesi olmadı oyuna. bülent korkmaz’ın da maalesef oyuna olumlu bir katkı yapamadığı ortada. lincoln’ü yedek klübesinde oturtup sonradan cankurtaran modunda oyuna sokmasını sabaha kadar tartışırım ben. yahu madem bu adam suçlu, o zaman ne diye kurtarıcı olarak oyuna girer. suçsuzsa neden ilk 11 başlamaz. bu konunun hocaya, oyuncuya ve en önemlisi de takıma zarar verdiği acı bir gerçektir. biraz da kendi kendisinin kuyusunu kazdı galatasaray.

oyunun anlatılacak bir yanı olduğunu zannetmiyorum. ilk 15- 20 dakikada galatasaray bastırdı, atamadı ve fenerbahçenin rakibin üstüne gelmeye mecali olmayınca sonuç doğal olarak beraberlik oldu. maç bunlardan ibaretti. ikinci yarı, her iki takımada yakışmayacak kadar kalitesiz ve temposuz biçimde ilerledi. baros – arda – kewell üçlüsünün beklediğimden çok daha kötü oynadığını söyleyebilirim. üç oyuncuda bu tür maçları seven, kendisini böyle maçlarda gösteren  yapıda oyuncular olmalarına rağmen; ister kondüsyona’ a bağlayın, ister taktik açıdan hocanın yanlışlarına, üçü de vasatın altında kaldılar. fenerbahçenin zaten alex’siz hücum gücü yarı yarıya azalmıştı. bir de üzerine guiza’nın çok kötü performansı eklenince, gol atamamaları normaldi. bu arada bir oyuncuyu da atlamamak gerek: mehmet topal. sakatlıktan yeni çıkmışken – ki bazı kaynaklar tam olarak hazır olmadığını belirtmişti – bu kadar kusursuz bir futbol oynamak herkesin yapabileceği bir şey değil. fenerbahçenin zayıf olan hücum gücünü tamamen yok eden adamdı mehmet, yanındaki emreyle beraber. üstelik kendi pozisyonunda değil, defansta oynadı. yani takımın en zayıf ve önemli noktasında oynamasına rağmen tek hata yapmadı. belki de tek” helal olsun” u o haketti. gökhan gönül’ün de şanssız sakatlığı fenerbahçenin hem ofans hem defans anlamında planlarını bozdu. çok önemli bir oyuncu gökhanv e ardayla eşleşmesinde keyifli pozisyonlar izleyebilirdik. rakibinin bu kadar olumsuz başladığı bir maçta gol atamadı galatasaray. bu da ne kadar zor durumda olunduğunun ispatı olsa gerek. o dakikalarda selçuk’un oyunda kalması da bütün  olayların çıkış noktasıdır. sonra sabriye kart verilemedi, ikili mücadelelerde saçma sapan kararlar çıktı. olay çığırından çıktı ve maçın sonundaki kavga körüklenmiş oldu. hakeme sırf bu nedenle 10 üzerinden -10 verilir. o ince gülüşü, fırat aydınus’u antipatik yapmaya yeterde artar bile. bu kadar kolay hakimiyetini kaybeden bir hakem mümkünse böyle maçlara atanmasın.

maçın sonundaki kavgaya muhtemelen herkes; taraftar kimliğiyle, maçın atmosferine kapılarak kendi açısından bir değerlendirme yapacaktır. en nihayetinde taraftarız ve bazı olaylara taraflı bakmamak mümkün olmuyor. mesela ben galatasaraylıyım ve volkan’a, lugano’ya tarafsız bir biçimde olumlu açıdan bakamıyorum. taraftara hareket çekip, ondan sonra ” bizim stadımızda böyle şeyler olmuyor, ama burada hep küfür yiyoruz. dışarda bize ağabey diyenler burada bize sataşıyorlar” diyerek pişkinliğin dibine vurabiliyorsa, kusura bakılmasın ama ben o adama saygı duyamam. milli takımın kalesini korumasını da istemem. o kadar belliki valkan’ın konuşması için talimat aldığı. aynı şey uğur içinde geçerli. semih de dahil röportaj veren tüm fenerbahçeli oyuncular, “milli takımda bize ağabey diyen gençler, burada bize  küfür ediyorlar ” edebiyatına girdi. üzücü gerçekten. oysaki şöyle bir dönüp baksalar, tam ortalarında lugano adında bir futbolcu var. madem “büyüğe saygı” edebiyatı yapıyorlar, o zaman luganoya hakim olacaklar. emre aşık’a yaptığı hareket insanlık dışı bir harekettir. sezonun geri kalan maçlarının tamamında cezalı olması alacağı en hafif cezadır.  sabrinin ve selçuğun atılmadığı bir maçta, emre aşığın kırmızı kart görmesi en garip durumuydu gecenin. muhtemelen ali sami yen ceza alacak ve galatasaray iki puandan daha fazlasını kaybetmiş olacak.

bir şey dikkatimi çekti onu belirterek bitireyim lafımı. mutlaka kazanılması gereken derbilerde, ekstra motivasyonun sağlandığı bütün gs – fb maçlarında, fenerbahçe bunu avantaj olarak kullanabilirken, galatasaray’da bir iki istisna dışında bu olay ters tepiyor. yani, motive olmak fenerbahçeye yararken, galatasarayda olumsuz etki yaratıyor.

gaziantep – galatasaray #2

07 April 2009, Tuesday

monta maç hakkındaki düşüncelerini belirtmiş fakat bu sefer çok katılmadığım için ben de ayrıca bir kaç şey yazmak istedim. öncelikle maçı pazartesine alan federasyon-digitürk ikilisine sevgilerimi yolluyorum. sayelerinde futbol özürlüsü insanlar içinde maç izledim. bu sefer kendimi tutup herhangi bir tepki göstermedim. insan sabri ile kewell’ı da karıştırmaz ki be kardeşim!

ilk yarı iyi bir galatasaray vardı, güzel kısımları kaçırmışsın sen monta. evet belki çok posizyon veriyor gs ama eksiklerini bu noktada dikkate almak gerekir. antep’in son dakikalarda kaçırdığı pozisyonlar maçı belirlediği doğru, ama baros karşı karşıya atsa oralara hiç kalmayacaktı. son dakikalarda atılan/kaçırılan goller çok şeyi değiştirmiştir, bu da onlardan biri olmalı. bir de hasan şaş değişikliği hamburg maçında ne kadar yanlış ise bu maç  iyi bir değişiklikti. iyi top sakladı son dakikalarda. son olarak kewell, arda, baros üçlüsüne değinmek gerekir, üçü de harikaydı.

galatasaray öyle ya da böyle önemli bir üç puan aldı, beş senenin ardından. haftaya alınan muhtemel bir derbi galibiyeti de her şeyi tamamen değiştirebilir..

“galatasaray’ın adının olduğu her yerde umut vardır”

gaziantep – galatasaray

06 April 2009, Monday

nedenini tam bilmiyorum fakat muhtemelen yayıncı kuruluşun isteği nedeniyle hafta içine çekilmiş maç. bu sebeple ilk yarıyı izleyemedim. ikinci yarıya bakarsak, öne geçtiği bir maçta çoğu zaman olduğu gibi doğru oyunu oynayamadı galatasaray. 1-0 öne geçtikten sonra illa ki skoru koruma amaçlı bir futbol oynamak mı gerekir? mehmet güven hangi meziyetlerinden ötürü şans bulabiliyor? yahut, ahı da vahı da çoktan uzaklara yol almış olan hasan şaş takımın ihtiyacı olan yedek midir? son dakikada antep yakaladığı iki net pozisyonu değerlendirebilse ne olacaktı merak ediyorum. o zaman anlaşılırdı herhalde çok savunmacıyla oynamanın anlamının iyi savunma yapmak olmadığı. tabi “yapsaydı, etseydi” düşüncesiyle bir yere varılamaz. lakin genele yayarsak, çok net bir ifade kullanabiliriz; galatasaray savunma yapamıyor. bugünkü sonucu antep’in belirlediğini düşünüyorum. onların bitirici noktalardaki sıkıntıları gol atamamalarına ve galatasaray’ın galip gelmesine yol açtı.

bu maç bir kez daha toparlanma şansı oldu takım için. son bir kaç haftadır bu şans ele geçmesine rağmen değerlendirilememişti. bu kez kötü oyun oynansa da galibiyet alındı ve “ben de varım” mesajı sonunda verilebildi. galatasaray’ın en büyük şansı haftaya fenerbahçe maçı olması. o maçtan da galibiyetle çıkılırsa geçen sene yaşanan motivasyon bu sene de yaşanabilir. sivas ve beşiktaş’ın ligi alıp götürebilecek seviyede olduklarını düşünmüyorum hala. beşiktaş hem fenerbahçe’ye hem de galatasaray’a mağlup olursa şaşırmam. sivas, rakiplerine nispeten kolay maçlar oynayacak gibi gözükse de mutlaka puan kaybedecektir. ilerleyen haftalarda şampiyonluk stresine gireceklerini söyleyebilirim. haftaya bir takımın – beraberlik halinde belki de iki takımın birden – zirveden kopması söz konusu olacaktır. bakalım kritik maçın ağırlığını kaldıran taraf hangisi olacak.

profesyonelliğin tanımı yapılırken; farklı farklı takımlarda oynamak, ekmek parasını kazanmak için profesyonel davranmak ifadeleri kullanılıyor. oysa ki doğru açıklama iki kelime’den oluşuyor: emre aşık. aynı takımda hep ikinci, üçüncü planlarda kalmışken; küsmeden, darılmadan görev verildiği anda elinden gelenin en iyisini yapmak profesyonelliktir. gerisi yavan kalır biraz.

“biz şampiyon olmak istemiyoruz”

22 March 2009, Sunday

koca sezon iki maçla, belki de ard arda gollerin yendiği iki dakikayla sona erdi galatasaray için. artık kalan maçların neredeyse tamamını kazansa da fayda etmeyecek. ki tüm maçlardan 3 puanla ayrılma ihtimali, şu oyuna ve isteğe bakarsak yok denecek kadar az. beni en çok şaşırtan galatasaray oyuncusunun uefa’dan elendikten sonra pes ediyor olabilmesidir. arkadaş, tamam elendiysen elendin dünyanın sonu değil ya. bak rakiplerinin hepsi puan kaybetmiş. çıkıp oynasan şu maçta belki de ligi kazanma adına önemli bir avantaj yakalayacaksın. gel gör ki galatasaray futbolcuları- her zaman ki gibi arda’yı ayırmak gerek diğerlerinden- bu puan kayıplarını avantaja çevirmek için hiç bir çaba sarfetmediler. daha açık olmak gerekirse; galatasaray şampiyon olmak için hiç bir çaba sarfetmiyor. planlar tamamen uefa kupasında ilerleme üzerine kurulmuş ve bu plan bozulunca her şeyi bırakan, demoralize olan bir takım izledik.

bülent korkmaz’a fazla güvendik sanırım. efsane sıfatını hakeden oyunculuğu bi’ kenara dursun, vasat bir hoca görüntüsü çizmekten ileriye gidemedi maalesef. hamburg maçlarından sonra dahi tamamıyle ümidimi kesmemiştim hoca’dan. fakat bugün eskişehir önündeki oyun anlayışı ve hiç bir şekilde doğru hamleleri gerçekleştiremeyişi son noktaydı. lincoln konusunda istediği kadar haklı olsun, sonuçta zarar gören galatasaray oldu. kadroya alıp, yedek klübesine mahkum etmek nasıl bir cezadır? madem bu adam cezalı, o zaman kadro dışı bırakırsın, sene sonu da ayırırsın yolunu olur biter. böyle yaparak kesinlikle en büyük ceza takıma verilmiş oldu. bu konuda da bir eksi yazmak gerek korkmaz’ın hanesine. tüm bu olumsuz detaylar büyük kaptan’ın galatasaray’da futbolculuğunun aksine, kısa bir teknik direktörlük macerası yaşayacağının sinyallerini veriyor gelecek sezonlara bülent korkmaz liderliğinde girmek bir risk sayılacak artık. bugüne kadar hakkında yapılan” oynattığı futbol fazla garantici ve galatasaray’la uyuşmayan bir antrenörlük anlayışı var” yorumlarına katılmıyordum fakat bugün bir daha düşünmeye karar verdim. kewell ile mehmet güven neden değişti, bu sorunun cevabı sakatlık değilse söylenecek tek kelime “yazık” olacaktır.

eskişehir maçında, rahat ve garanti bir galibiyet beklemediğim için, mağlubiyet gelince hayal kırıklığı yaşamadım fazla. oynarız fakat eskişehir dirençli bir futbol ortaya koyarsa kolay olmaz diye düşünüyordum. fakat oynamadık. dolayısıyla işler tam aksi yönde gelişti. özellikle son 15 dakikadaki görüntü çok üzücüydü. dağınıklık, boşvermişlik ve beceriksizlik vardı galatasaray formasını üzerine giymiş çoğu futbolcuda. taraftar da maçtan sonra belli etti kim formasının hakkının verdi, kim vermedi. maçın ardından sadece arda turan ve emre aşık’a sevgi ve saygısını sundu kapalı. kim ne söyleyebilir ki?

son bir şansı var galatasaray’ın. kalan 9 maçını kazanmak. bu ihtimal her zaman geçerlidir bu takım için. geçen seneki durum onu göstermişti bize. fakat bu sezon o bütünleşme, o dayanışma gözükmüyor takımda. belki de bu yüzden kaybedildi her şey. ve yine belki de aceto’nun şu yazısında saklı bütün olay.

soru: de sanctis yediği 1253 golden hangisinde ters ayakla yakalanmadı?

cahil cühela

04 March 2009, Wednesday

her hafta çıkıp, haftanın en saçma cümlelerini kuruyor futbolumuzun ajdar anık’ı. artık rahatlıkla söyleyebilirim; bülent uygun, ajdar’la eşdeğer zeka seviyesinde. tamam anladık, mehmet yıldız’ın üzerine bir takım kurup takımın geri kalanını savunma yapan oyunculardan kurarak başarılı oldun. kendi sahanda bile “savun,kazandığın topu  mehmetle baliliye şişir” taktiği uygulayarak kazanıyorsun. ama lütfen sus artık bülent uygun.

beyefendi’nin son saçmalaması “evet biz 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. belki 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz.” şeklinde gerçekleşmiş. bu cümleleri kuran bir adam isterse bir anadolu kulübünü 20 puan farkla şampiyon yapsın, saygı duymam. duyamam. futbol ile uğraşacağına gitsin konuşmayı öğrensin ilk önce bülent bey. ayrıca dediği de çıktı, iki maçta 7 gol yediler fenerbahçe’den. iki maçta çözülüverdi savunmaları. ve kendisi maçtan sonra çıkıp gayet pişkin bir ifadeyle “futbolun güzelliği burda, ben mutluyum” diyebiliyor. yeni mi aklına geldi futbolun güzelliği. ileriye tek forvet koyup topu ileriye şişirterek oynattığın futbola ne oldu? takımının şampiyon olması halinde popülistlikte zirve yapacağını düşündüğüm için bu saatten sonra 1. olmalarını istemiyorum. inanmıyorum da zaten şampiyon olacaklarına.

değişen şampiyonluk şansları

01 March 2009, Sunday

çok ilginç bir sezon yaşıyoruz. 5 takım şampiyonluk için mücadele ediyor ve bunlardan hiç birisi diğerinden üstün bir futbol ortaya koyamıyor. sivasspor’da dahil olmak üzere ilk 5’teki bütün takımlar savunmada büyük açıklar veriyor ve hepsi de saçma sapan gol yeme yarışında birbirini zorluyor. geçen haftanın en karlı takımı olan sivas bu haftanın en büyük kaybını yaşayan takımı oldu. lig sonuncusundan bir hafta önce evinde 5 gol yiyen galatasaray çok değil 1 hafta sonra yeniden yarışa dahil oldu. en büyük hayalkırıklığı olarak dikkat çeken fenerbahçe bile lideri evinde iki kez geriye düşmesine rağmen rahatça yenebildi. tuhaf gerçekten. bu kadar çok takımın zirveye ortak  olduğu bir sezon uzun zamandır görmemiştik benim hatırladığım. bir kaç hafta önce yaptığımız “şu takım ligi götürür, şunun hiç şansı yok” tarzı yorumlar biraz yanılttı bizleri. bu kadar “al kardeş sen ol şampiyon, benim ihtiyacım yok bu sezon kupaya falan”  yaklaşımında bulunacağını düşünememiştim ben zirvedeki takımların. hepsi birbirine hediye ediyor şampiyonluğu. bakalım son gülen kim olacak. bu saatten sonra  kimin kazanacağını kestirmek çok güç olur. hal böyleyken herkes fikstür’e çeviriyor gözünü. işin bu yönüne bakılınca şanslı olan taraf beşikaş gibi duruyor fakat ben fikstür muhabbetinin biraz gereksiz olduğunu düşünüyorum.bu saatten sonra düşme hattındaki takımların da can havliyle oynayacağını hesap edersek kolay olarak addedilebilecek maç olmayacaktır. hacettepe’ye veya kocaeli’ye puan kaybederse zirvedeki takımlardan bazıları, hiç şaşırmam.

son olarak konyaspor’un muhteşem! zeminine değinelim. o nedir arkadaş, böyle bir zemine sahipken nasıl rahat rahat tribünlere geçip maçı izleyebiliyor konyaspor yöneticileri. hocaları maçtan önce 3 oyuncusunu cuma gününe kadar antrenmana çıkartamadığını, bunun sebebinin de kötü saha koşulları olduğunu söylüyor. umurunda mı acaba yöneticilerin? konyasporun sahası kadar ilginç, en az saha zemini kadar kötü de bir teknik direktörü var. maçtan sonra hakemi eleştirip  de santchis’i zaman geçirmekle suçlaması çok komikti. çoğu maçtan sonra itici bir biçimde hakemlere saldırıyor bu adam ve genelde kötü futbol oynuyor başında bulunduğu takımlar. tam nefretliksin giray bulak!