‘türkiye’ olarak etiketlenmiş yazılar

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26 August 2010, Thursday

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2’dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4’e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

turks are flying!

21 August 2010, Saturday

geldi çattı 2010!

17 August 2010, Tuesday

ülkemizde bir basketbol dünya şampiyonası düzenlenecek bu yıl. hemen hiç bir takımın yıldız oyuncuları teşrif etmeyecek olsa da, adı yeter, dünya şampiyonası bu.. uzun süredir hazırlandığımız, reklamını yapmaya çalıştığımız, ilgiyi yönlendirmeye gayret ettiğimiz şampiyonada, kobe, lebron, gasol ya da nowitzki gibi yıldızların gelmeyecek olmasından çok daha büyük bir problem var bizim adımıza; a milli basketbol takımımız, tanınmayacak kadar kötü şu sıralar..

tanjevic projesinin tutmadığı, artık malumun ilanı olmuşken, federasyon başkanımız yüce insan td’in ısrarcı tavırları belki de bugün oluşan ruhsuz ortamın baş müsebbibi. tadında bırakılsaydı bu olay ve daha başka bir projeyle ilerliyor olsaydık, eminim ki, geldiğimiz nokta şu andan çok daha ilerisi olurdu. koç her ne kadar, yıllardır planlarını bu turnuvaya göre şekillendirdiğini söylese de görünen köy kılavuz istemez, çok dağınık bir halde takımımız.. aslında, sayılı günler kalmışken, teknik heyet ve kadro adına yapabileceğimiz tek şey eleştiri getirebilmek olur. ötesine geçemiyoruz malesef. neticede, şampiyonaya bu koç ve heyeti artı bu oyuncular ile çıkacağız. en azından, şimdilik bu yapıdan nasıl maksimum verim alınabileceğini tartışalım..

hazırlık maçları, turnuvaları net bir gerçeği yüzümüze vurdu, o da şudur; oyuncularımız kendilerini çok yukarılarda görüyorlar ve bugüne kadar halktan aldıkları desteğe dayanarak, sonsuz kredileri olduğunu düşünüyorlar. sorunun çıkış noktası da burası zaten. kendisini tanımalı milli takım. bir sınır çizebilmeli ve o doğrultuda, yapabileceği neyse, onu yapmaya çalışmalı. bizim için önemli olan, hidayet ve ersan gibi adamların çıkıp 25’er, 30’ar atmaları değil. takımı parkede yönetebilmeleri. şahsen, hidayet’in 8/10 gibi bir üçlük yüzdesi tutturmasındansa, 9 asist 7 ribaund istatistikleri yakalamasını tercih ederim. aynı şeyler ersan, kerem tunçeri vb. için de geçerli.. hazırlık maçlarında, ne yeterli sertliği gösterip, oyun karakterimizi yansıtabildik ne de hücumda top dolaştırıp tüm çarkları işler hale getirebildik. bu noktada, gerekli tespitleri yapamadığını düşündüğüm teknik heyet, asıl eleştiri kayanağıdır..

bunlarla birlikte, çok da şanssız bir olay yaşadık. geçtiğimiz yılın en önemli performanslarından birisini gösteren oyuncumuz engin atsür, talihsiz bir sakatlık yaşadı ve turnuvada malesef yer alamayacak. guard rotasyonu için mühim bir eksik oldu bu. tunçeri ve ender’in geride bıraktığımız yılı çok sağlıklı geçerdiklerini söyleyemem. bunun yanında oyun sete kaldığında, skor üretebilecek bir oyuncuydu engin. neyse, ilk kez milli takımda büyük sorumluluk alacakken, sakatlanan engin’e geçmiş olsun demekten başka yapabilceğimiz bir şey yok…

takımda, her zaman için övündüğümüz bir konu da genç oyuncuların varlığıdır. yıllardır rotasyonda olan kerem, hidayet, ömer onan gibilerin yanı sıra, ersan, cenk, oğuz, ömer aşık ve semih gibi gençlerden kurulu bir ekibiz. mamafih, ersan ilyasova dışında kendisini geliştiren ve yetenekleri doğrultusunda güzel yerlere gelebilen bir genç çıkmadı aralarından. hemen hepsinin hali hazırda çalışarak geliştirebileceği eksikleri bulunuyor. nba draftlerine girip kendilerine oldum demektense, oyunlarını geliştirmeye yönelmeleri lazım biraz. bunlar uzun vadede çözülecek sorunlar tabi. turnuvaya 11 gün kalmışken daha net sorunlara yönelmeli ve kesin çözümler üretmeliyiz. örneğin, zaman zaman ersan’ın 3 numara, sinan’ın 1 numara oynatılması.. takım top kapıp hızlı hücumlar yakalamadığı sürece, set hücumlarında sıkıntı yaratıyor. nba’de de uzun forvet pozisyonunda oynayan ve oraya adapte olan ersan için hiç de kolay olduğunu düşünmüyorum 3 numara pozisyonunun..

geçtiğimiz gün barış ermiş kadroya dahil edildi ve son tabloya bakınca evren büker dışarıda kalacak gibi duruyor. sinan ve ömer’in yer aldığı bir takımda evren kabul ediyorum ki, onların arkasında düşünülebilir. fakat, onu hiç düşünmemek geçen yıl oynadığı basketbola saygısızlıktır. hiç bir şey yapmadan kadroya dahil olan nice oyuncular var yakın tarihten, günümüze. hiç değilse 12 kişilik kadroda yer almalıydı evren..

önümüzde efes cup var son olarak ve takımımızı tartabilmek adına dikkatle izleyeceğim turnuvayı ben. bıraktığımız yerde, sürünür vaziyette gördüğümüz ekibin, bir anda şahlanarak, ayağa kalkacağını iddia etmek güç olur tabi. fakat ne olursa olsun, seyirci desteğiyle, bir uyanış, bir kendine geliş de beklemiyor değilim. bugüne gelinceye dek çok uyuttu bizi, yukardakiler. avrupa şampiyoınalarında berbat sonuçlar aldık, rezil yerlerde bitirdik, 2010 dediler, oraya gidemedik buraya gidemedik 2010 dediler. plan program vs, hep 2010 dediler. ve o tarih geldi çattı. o, yukarıdakiler adına son şans olacak bu… takım adına olumsuz asla düşünemeyiz tabi ki. bizlere o güzel duyguları yaşatan da 12 dev adamdı. unutmuyoruz. fakat şu hazırlık maçlarında da bir umut ışığı görebilsek, hiç fena olmayacaktı hani. son olarak diyeceğim, her ne olursa olsun, bu oyuncuları sonuna kadar destekleyecektir tüm ülke. onlardan da hala ve hala bu desteğe yakışır bir oyun bekliyoruz.

euro 2012 grupları

07 February 2010, Sunday

euro 2012 kuraları çekildi. türkiye, a grubunda almanya, avusturya, belçika, kazakistan ve azerbaycan ile beraber mücadele edecek. ilk bakışta, gurbetçilerin yoğun olduğu ülkelerle eşleşmiş olmamız dikkat çekiyor. anket yapılsa, almanya, avusturya, belçika çıkardı herhalde. almanya’nın ağır favori olduğunu düşünürsek, 2.’lik için yarışacağımız avusturya ve belçika’ya karşı seyirci avantajımız olduğu bir gerçek. yalnız büyük bir sorunumuz var. henüz bir teknik adamımız yok. maçlar 2010 eylül’de başlayacak. en kısa zamanda bulunacağı konumu hakeden, tecrübeli bir hocayla anlaşılması gerekiyor.

tüm gruplara şuradan bakabilirsiniz. ispanya’ya, nispeten zor takımlar çıkmış. fransa ve romanya yine aynı gruptalar. yine demişken, norveç ve danimarka’nın h’de birlikte yer aldıklarını ekleyelim. portekiz var yanlarında da. c’de italya sırbistan, e’de hollanda isveç çekişmeli geçmesi muhtemel kuralar gibi duruyor.

eurobasket 2009 #2

16 September 2009, Wednesday

eurobasket09 | sevinç

eurobasket 2009 başlamadan önce yazdığım yazıda, zaman zaman iyi savunma yapabildiğimizi, hücumdaki eksikliği gidermek için bu avantajımızı sıkça kullanmamız gerektiğini dile getirmiştim. ne yalan söyliyim, bu kadar üst düzey bir savunma yapabileceğimiz, hiç aklıma gelmezdi. tamam iyi savunmacılarımız var da bu denli sert oynayabilmek, her maçta aynı direnci gösterebilmek kolay iş değil. her şeyden önce bu sebeple övünebiliriz milli takımla. çeyrek final öncesi, rahatlıkla söyleyebilirim ki, turnuva genelinde hiç olmadığı kadar istikrarlı bir türkiye izliyoruz. çeyrek final ve sonrasında ne olur bilmiyorum da buraya gelene dek gösterdiğimiz savunma performansını sürdüreceğimizden şüphe duymuyorum. milli takımımız için bu cümleleri kurabilmek çok güzel bir duygu. en büyük sıkıntısı istikrar olan bir ülkenin vatandaşlarıyız neticede, insan ayrı bi’ mutlu oluyor şu sert basketboldan sonra.

ilk turda gayet kek bir grupta yer almamız nedeniyle, pek önemsenmedi ard arda gelen galibiyetler. fakat bu rahat gözüken turda net bir şekilde savunma yapabildiğine dair uyarıyı vermişti takım. ardından ispanya maçı geldi. 60’ta tuttuk fernandez’li, gasol’lu son dünya şampiyonunu. hücumda yaşadığımız -beklenen- düşüş dolayısıyla, kazanmamızın tek yolu onları bu civarda tutabilmekti. ilk turdaki yüksek sayı ortalamamızın rakiplerle doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. bir sonraki tur, rakiplerin daha sert ve üst seviye basketbol oynayan takımlar olması sebebiyle daha düşük bir ortalama yakaladık hücumda. sırplara karşı oynadığımız ve kazandığımız maç ta çok değerli. sırplar karşısına çıkana kadar, savunmayı ön planda tutan, makine düzeninde top çeviren ve set hücumlarında etkili olan bir takımla mücadele etmemiştik. bizim bu turnuvada uyguladığımız basketbol yapısı, sırbistan’ın yıllardır oynadığı, ekol yaratırken izlediği rotanın ta kendisi. sırf bu açılardan bakınca dahi önemi artan bir maçtı sırp maçı. denk gitmesini bekliyordum zaten, uzatmada sayı yemememiz ise hiç beklenmedik ve oldukça güzel bir detay. hidayet’in kötü bir gününde olmasına rağmen, savunmada takım arkadaşlarına ayak uydurması, muhteşemdi.

bu akşamki rakibimiz, liderlik yarışı yaptığımız slovenya. onları geçip, lider olarak gruptan çıktığımız takdirde, diğer grubun 4.sü hırvatistan ile eşleşiyoruz. yenilmemiz durumunda rakibimiz, yunanistan olacak. bizim grubun liderinin karşısına hırvatistan değil de almanya gelecek olsaydı eminim hem slovenya hem de bizimkiler maça fazlasıyla asılıp, kazanmak isterdi. ancak bu saatten sonra kolay rakip kalmadığından sebep, slovenya maçının dinlenme  açısından boş geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

türkiye 4-2 estonya

05 September 2009, Saturday

arda turan @ türkiye-estonya

ilk dakikalarda gol yemek, büyük risktir böyle maçlar genelinde. rakip iyi kontraya çıkamıyordu allahtan da, ileriye top taşırken iyice sarpa sarmadı işler. emre-hamit-arda üçlüsünün tamamı fizik+istek olarak formdaysa pas trafiği konusunda sorun yaşamamız çok zor. bu gece kasmadan ileride bir iki pasla açtık estonya’yı. gerek dahi kalmadı yoğun ve kısa pas alışverişine. yinelemek lazım, golü yedikten sonra bozmamak önemliydi. karşı tarafın pasifliğinin de katkısı vardır tabi, ama bugün olması gerekeni yapan, yani isteyen bir milli takım seyrettik. fatih hocanın meşhur maç öncesi motivasyon konuşmalarından birisi gerçekleşti herhalde soyunma odasında. kazım hariç herkes tempolu oynadı, orta sahamızın öncülüğünde iyi oynayarak aldık maçı. iki saçma gol yedik, önemli bosna maçı öncesi en önemli uyarı budur herhalde, yediğimiz gollerin gayet absürd olması. benim maçtan sonra merak ettiğim bir ayrıntı da fatih terim’in kazım’da ısrarını sürdürüp sürdürmeyeceği. ben yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum, herkes eleştirirken hocanın onu milli takıma almasını da destekliyordum. formdayken ilk 11 çıkması da mantıklıydı. ve fakat bosna hersek maçında sağ tarafı kazım’a vermek, hiç değilse gökhan’a ayıp olur. bugün takımı yavaşlattı neredeyse kazım. bir dahaki maç oraya bir ayar çekmeli terim. kimi koyar, ya da kimi o bölgeye çeker bilemeyeceğim de kazım’ın orada olması büyük tehlike olur.

maçın kahramanı ne arda, ne emre ne de tuncay’dı. maçın yarısını izleyememizi sağlayan, rekorlar kitabına saniyede en fazla reklam alma ve küfür yeme dallarında kafadan aday olan, rte aşığı yayıncı atv idi maçın yıldızı. çıldırttılar tek kelimeyle. aldıkları birbirinden kötü firma reklamları bir yana, yirmi saniyede bir yaptıkları kendi dizi reklemları iyice dibe vurmalarını sağladı. bir daha maç yayınlamasınlar bi’ zahmet.

not: 600. gol arda’ya nasip oldu. hani, haketmedi de değil.