‘uefa kupası’ olarak etiketlenmiş yazılar

avrupa’ya geri dönüş

18 March 2009, Wednesday

uzun bir süredir yılın bu dönemlerinde avrupa’da göremiyorduk galatasaray’ı. 2000 yılında uefa kupasını ve hemen ardından o yılın şampiyonlar ligi şampiyonu real madrid’i yenerek süper kupayı alan bir takım nasıl olur da bu kadar ters istikamete girebilirdi? onlarca cevabı vardır bu sorunun. dönemin başkan ve yönetimi eleştirilebilir, futbolcuların birer birer avrupa’ya gidip takımın dağılması sebep gösterilebilir, sonraki yönetimler eleştirilebilir vb. kazanılan başarının maddiyata dönüştürülememesi ve bu nedenle o seviyelerde fazla tutunulamamasıdır kimisine göre galatasaray’ın avrupa macerasındaki düşüşünün asıl sebebi.

tüm bu tartışmaların arasında, adnan polat yönetiminin galatasaray’ı canaydın kabusundan devralması dönüm noktası oldu. bir anda, hızla kötüye giden galatasaray kendini değişimin içerisinde buluverdi. artık futboldan anlayan ve başkanlık konusunda canaydın’a göre bir kaç gömlek üstün bir adam vardı kulübün başında. bu değişimin takıma yansımaları da gecikmedi. vasat futbolcular yerlerini kewell, baros, meira gibi önemli oyunculara bırakmaya başladı. ve doğal olarak galatasaray da yeniden avrupa’da ilerleme hedefini “gerçekçi” biçimde ortaya koymuş oldu. sayın canaydın’ın  hayalperest bir düşünce tarzıyla, elindeki vasat kadroyu görmezden gelerek “avrupa’da final” söylemleri bir kenara bırakıldı. çünkü artık vasat bir galatasaray değil, kendini yeniden ispatlamak üzere türkiye’ye gelmiş oyunculardan  oluşan bir galatasaray vardı. bu takımın başına da alman teknik adam skibbe getirildi. ama doğru, ama yanlış; bu skibbe takımı avrupa yolunda önemli bir seviyeye çıkardı. fakat aynı başarıyı türkiye’de gösteremeyince 5-2’lik kocaeli maçından sonra gönderilerek yerine efsane kaptan bülent korkmaz geldi. ilk maç bordeux ile tur mücadelesi ve 4-3’lük unutulmaz bir maç. ardından ligde toparlanma süreci ve şu anda hamburg maçı.

milan baros

uzunca süredir bu başarıyı bekliyor galatasaraylılar. yeniden avrupa’nın önde gelen takımları arasına girmeyi, bir kez daha “tesadüf” denileni yapmayı. hedefe çok yaklaşıldı bu kez. üstelik bu sorumluluğun altından kalkabilecek te bir kadro var hocanın elinde. bu konuda en basit örnek; liverpool  istanbul’da şampiyonlar ligini kazanırken forvet hattı baros-kewell ikilisinden oluşuyordu. bu örnek galatasaray’ın hedefinin ciddiliği açısından çok mühim aslında. “hedefimiz  final” kelimeleri ağızınızdan çıkarken kadronuzun bu hedefi kaldırabilecek yapıda olup olmadığına bakarlar. bu sezonun en büyük ümit kaynağı kadro. yönetimin yanı sıra taraftar da oyunculara güvendi ve inandı.

her ne olursa olsun, final oynamak kolay olmuyor tabi. hamburg’u geçtikten sonra da oynanacak 5 karşılaşma var ve git gide daha zor rakiplerle eşleşmek durumundasınız. hamburg’u eledikten sonra, “biz alırız bu kupayı, kimse duramaz artık karşımızda” mantığı yanıltıcı olur. “yolumuz açık, hedeflediğimiz finale bir adım daha yaklaştık” söylemleriyle hem güven hem de soğukkanlılık aşılanmalı camiaya ve medyaya.

biraz da hamburg maçına değinelim. şu an için en önemli konu arda. sakatlığı gayet ciddi gözüküyor ve oynamasının çok zor olduğu açıklandı. ben yine de bir umut arda’nın tüm özverisini ortaya koyarak oynamak isteyeceğini düşünüyorum. takımın hücum gücünün çok büyük bir kısmını oluşturuyor bu aslan parçası. o nedenle oynaması önemli. rakibe karşı bir tehdit en azından, sahada yer alması. umarım iyileşir ve sahadaki yerini alır. bir kritik durum daha var. defansın göbeğinde hakan balta’nın yanında kim oynayacak. iki ihtimal var gibi duruyordu, semih kaya ve harry kewell. bülent korkmaz’ın basın toplantısında açıkladığı üzre, semih kaya bu maç için düşünülmüyor. maç eksiği de düşünülmemesinin sebebi. hocanın takdiridir, saygı duyulmalı. eminim semih çıkıp oynasa ve elensek bir çok kişi neden semih kaya oynadı diye eleştirecektir bülent korkmaz’ı. bu açıklamanın diğer anlamı “stoperde kewell oynayacak” tır bana göre. ilk maçta defansa geçip ortaya koyduğu performans gayet iyiydi. fakat bu demektir ki arda da oynamazsa hücumda iki opsiyon kalıyor; lincoln ve baros. -nonda ile ümit’i saymıyorum bile performanslarına bağlı olarak.- halbuki eldeki arda-kewell-lincoln-baros dörtlüsü ile hamburg  karşısında galatasaray bir-iki adım öne çıkabilirdi. bunlar detaylar tabi ki. umarım ekstra hiç bir duruma gerek kalmadan kolay bir galibiyet alırız. son bir rica; geçin şu turu da kurtarın bizi d-smart belasından!

hissetmeyeniniz kaldı mı?

13 March 2009, Friday


çeyrek finale doğru

13 March 2009, Friday

stoper kewell

futbol böyle bir şey işte, 5 dakikada herşey değişebiliyor. ilk devre rakibinizi tamamen kontrol altına aıyorsunuz. 2. devrenin hemen başında rakip bulduğu pozisyonu gole çeviriyor. bu değil ilginç olan, bundan sonrası. nonda’nın “bu da kaçmaz” denileni kaçırmasıyla başlayan, elde kalan tek stoper emre aşık’ın atılmasıyla -haksız şekilde- devam eden ve harry kewell’ın defansın göbeğine geçmesiyle son bulan bir süreç. nasıl geçti, gol yememeyi nasıl başardık bilmiyorum fakat stopersiz, 40 dakika 10 kişi, tek forvet olarak sahaya çıkan nonda’nın yokları oynadığı bir maçta gollü beraberlikle ali sami yen’e dönmek başarıdır. bu başarının finale giden yolda bir kırılma noktası olma ihtimali var. çünkü galatasaray takımı bu inancı yansıtıyor. final yolunda atılan önemli adımlar bunlar. bu maçtan sonra hiçbir galatasaraylı’nın üzüldüğünü düşünmüyorum. en fazla bu kadar sakatlığa ve şanssızlığa isyan edilmiştir. onlar da belki takımın hırs ve azmini arttıran faktörlerdir, kim bilir. örnek olarak euro 2008’de türk milli takımının başına gelenleri göstermek yanlış olmaz herhalde.

maçın bir ilginç dakikası da lincoln’ün yerine mehmet güvenin oyuna dahil olmasıydı. tepki gösterdi lincoln fakat takım bu kadar zorlu bir sürece girmişken fevri davranıp hocaya tavır koymak büyük bir sorun oluşturur. derhal araya girilmeli ve lincoln’le bülent korkmaz biraraya getirilip barıştırılmalı. her iki tarafında haksız olduğu noktalar var ve karşılıklı hoşgörüyle bu sorun aşılmalı. iki tarafta galatasaray için değerli ve şu an için tam motivasyonla gerekliler. umarım, anlık bir olay olarak kalır ve lincoln sorumluluk alan oyununu aksatmaz.

bir sorun daha var, nonda. geçen sezon kazanılan şampiyonlukta oynadığı rol tartışılmazdı. bu sezon gösterdiği performansın kötülüğü de en az geçen sezon ki katkısı kadar tartışılmaz. ileride takımın hızını kesen adam görüntüsünde nonda. hızın yanında, top kontrolü ve adam eksiltip oyunu açma konusunda da hiç bir olumlu hareketi olmuyor. oysa ki baros’u yedekleyecek iyi bir nonda takımın ihtiyaç duyduğu en önemli adamlardan birisi. en başta da belirttiğim gibi kaçırdığı golle, almanya’dan galip dönme ihtimalimizi azaltan etkenlerden biri oldu bu gece.

rövanş haftaya oynanacak ve galatasaray’ın elinde neredeyse stoper kalmadı. bu saatten sonra hiç düşünmeden semih kaya’ya forma verilmeli. aslında bu maçta da semih ile başlanılabilirdi. hocanın tercihidir fakat sol kanatta arda’yı gayet iyi tamamlayan hakan balta’yı stopere çekmek arda’nın ritmini bozmak anlamına geliyor. volkan’ın ne kadar yetersiz kaldığı ortada. artık ilk stoper olarak balta yazılacak ve yanına kimin geleceği soru işareti. semih’e güvenilmeli derim ben. zaten çok ta farklı seçenekler yok. kewell’ı yeniden stopere çekmek çok yanlış olacaktır, bülent korkmaz ilk galatasaray maçını avrupa arenasında oynamış bir futbolcu olarak semih’e şans vermeli.

maçın en başarılı performansını kim gösterdi sorusunun yanıtı kewell’dır. profosyonelliği ve verilen görevi hiç tartışmadan kabul etmesiyle zaten ön plana çıkmıştı. bir de meira’ya taş çıkartan oyunuyla iyice sivrildi oz büyücüsü. iyi ki var ve iyi ki bizler onu canlı izleme fırsatına sahibiz.

bembeyaz bir sayfa

01 March 2009, Sunday

gs-bordo

biraz geç oldu fakat bordo maçı hakkında bir iki laf etmemek; başta taraftar olmak üzere o gün ali sami yen stadındaki tüm galatasaraylılara saygısızlık olurdu.

kaptan’ın gelmesiyle bir mücadele ruhu, bir dayanışma ortamı oluşacağı belliydi. ne olursa olsun bu derece zor bir maçta sonuna kadar kovaladı futbolcular maçı. 3-3′ e geldiğinde dahi umudumu kesmemiştim ben maçtan. çünkü bu güveni veriyordu sahada arda, kewell ve ayhan başta olmak üzere bütün futbolcular. onların da güvendiği bir güç vardı; tribünler. çok sağlam tribün vardı perşembe gecesi sami yen’de. belki de son senelerin en iyi tribünü. takımı ateşlemek, maça ortak etmek nasıl gerçekleştirilir, ilk dakikada yenen gol nasıl çıkartılır, hepsini gösterdi bizlere galatasaray taraftarı. o kulübede büyük kaptanın olması da bu destekte büyük bir etkendi bana göre. herkesin birbirine sahip çıktığı ve inandığı bu ortama güvenerek rahattım ben 3-3’te.

skor 4-3 iken ve rakip son bir umut kalemize gelmeye çalışırken, arda tam köşe bayrağının orda öyle bir mücadele verdi ki top kornere gitmesin diye, bu mücadeleyi görüpte “helal olsun sana” demeyen galatasaraylı yoktur sanırım. işte o mücadele de saklı galatasaray’ın bu sezon ki durumu. istediklerinde, rakip kadar koşup mücadele ettiklerinde bir sorun yok galatasaraylı futbolcular adına. isterse benfica gelsin, isterse bordo. sorun şu ki; avrupa maçları dışında bu istek ve hırs kaybolup gidiyor. yerini maç bitsede gitsek, çok sıktı bu maç havasına bırakıyor. bu da lig için büyük tehlike oluyor haliyle. bakalım bu kanayan yaraya hırs ve istek denince akla ilk gelen galatasaraylı olan bülent korkmaz çare olabilecek mi? bence olacak..

avrupalı

04 December 2008, Thursday

servet, metalist maçında yaptığı hatadan sonra bir çok kişi tarafından ağır eleştirilmişti. bu eleştiriler servet’in tüm galatasaray kariyeri boyunca ortaya koyduğu mücadele göz ardı edilerek yapılmıştı. tüm bu eleştirilere herta berlin maçıyla cevap verdiğini düşünüyorum servet’in. barış’la beraber rakibin hücumlarını başlamadan bitirdiler. kalabalık ve topa basan bi’ orta saha ayağa pası da gayet başarılı yapınca pozisyon vermedi bugün galatasaray. tabi son 10 dakika yorgunluk ortaya çıktı ve üst üste oynanan maçlar etkisini gösterdi. doğal bir durum bu. sabri’nin sakatlığı da bu yorgunluğun bir sonucu olabilir. geçmiş olsun dileyelim ona da.

maçın başka bir yıldızı da kuşkusuz lincoln. arkadaş neler yapıyosun sen öyle! bu sezon bi’ başka lincoln gerçekten. sadece sağa bakıp sola pas atması değil olay. lincoln koşuyor, ikili mücadelelerde ayakta kalan taraf oluyor, adam kovalıyor, sorumluluğun en önemlisini alıyor. taktığı kaptanlık pazubandı da çok yerinde bi’ karar. üzerine gelinen bu günlerde ona verilen bu görev muhakkak şevkini arttırmıştır. her yönüyle geçen sezon ki lincoln’ün çok ilerisinde şu anda. böyle devam eder umarım.

artık galatasaray’dan beklenen bi’ istikrar yakalaması. böyle güzel bir oyunla alınan galibiyetten sonra ankara’da puan bırakılmamalı. moral olarak üst seviyede kalmak önemli bu periyotta. ilk yarının sonuna kadar iyi bi’ tablo çizilirse ikinci yarıda hem lig hem avrupa için umutlanabiliriz. avrupa’lı gibi oynayan galatasaray geri döndü, en güzeli de o.

galatasaray – metalist kharkiv

28 November 2008, Friday

gerçek parçalı formayla sahaya çıkınca takım çoğu galatasaraylının maçı kazanma arzusu artmıştır muhtemelen. neden bu kadar beklendi parçalı forma giymek için anlamış değilim zaten. taraftar havaya girmiş, takımın üzerinde parçalı forma-beyaz şort, ileride arda-lincoln-kewell-baros birlikte. her şey müsaitti aslında maçı kazanmak için. biraz daha iyi başlayıp erken bir gol bulsak lincoln-arda şov şeklinde geçebilirdi maç, gol gecikince sakatlıklarla boğuşan oyuncuların kondüsyonları da düşmeye başladı yavaş yavaş. ikinci yarıda barış’la başlamak mantıklı bir seçimdi. fakat barış sakatlıktan yeni çıkmış bir oyuncu ve hazır olduğunu söylemek zor. o da bir çözüm olmayınca pozisyon bulmakta iyice zorlanmaya başladık ve rakibe çok şık bir asist yapıp golü yedik. rakibinde çok adamla pres yapıp oyun bozduğunu eklemek gerek. ardayı top ayağındayken bire bir göremedim hiç, 2’li hatta 3’lü basarak etkisiz hale getirdiler hücum elemanlarımızı. şükür ki benfica maçını almışız, yoksa moraller dibe vurabilirdi bugünlerde.

hatasından dolayı servet’i yerin dibine sokanlar, hocayı aşağılayıp kovmaktan beter edenler kendilerine gelmeliler. bu kadar sürede hoca göndermek ne kadar doğru, bir maçla futbolcuyu silmek ne kadar mantıklı bi’ düşünmek gerek. ha garip işler olmuyor mu galatasarayda, oluyor tabi. feldkamp mesela; ne oldu, nasıl gitti, nasıl geldi ve başta lincoln olmak üzere oyuncular ne düşünüyor? hepsi birer soru işareti. bunları çözmek ise galatasaray yönetiminin işi, biz taraftarların değil.