‘video’ olarak etiketlenmiş yazılar

benim robot dostlarım var!

18 May 2011, Wednesday

emir yargın’ı bilenler köpek’le yaptığı çıkıştan ve kazandığı sempatiden haberdardır mutlaka. roxy’de ikinciliği de vardır hatta emir’in “köpek”le. tam olarak çıkışı beklenen genç müzisyenlerden, sizin anlayacağınız. yoksa o da tek şarkılık meşhurlar listesine mi girecek dedirten bekleyiş nihayete kavuştu ve emir yargın albümüyle birlikte geri döndü.. albümünün adı tokat. klip çekilen çıkış parçası da tokat. açıkçası, tokat ile benim beklentilerimi gayet yeterli oranda karşılıyor emir. bu tarzın şahsımca gerekliliği, ritmin insanı yakalamasıdır. ve tokat bu standartı kolayca yakalamış bir şarkı.

albümü buradan dinleyebilir, emir’i de şuradan takip edebilirsiniz. böyle yeteneklere ihtiyaç var ülkede. destek vermek şart. bir kez daha yineliyim; hem albüm tanıtım gecesinden gelen olumlu haberler, hem şarkıların kalitesi hem de video’nun profesyonelliği, emir yargın’ın  kaliteli bir müzik hayatına başladığını gösteriyor. umarım, aynı kalitede devam eder.

lotus flower

23 February 2011, Wednesday

gol atan kaleye!

21 February 2011, Monday

ispanyol kaleci daniel aranzubia, takımı deportivo’yu ipten aldı. yoo, hayır iyi performansıyla değil. çok başarılı bir kurtarışla da değil. attığı golle. aranzubia takımının almeira deplasmanında 1-1 berabere kaldığı maçta, son dakikada attığı kafa golüyle, ismini tarihe yazdırdı. benim hatırladığım en son sinan bolat’ın böyle bir olayı vardı. o da şurada. bazen hakikaten “enteresan” bu futbol. dimi güntekin? maçtan önce, böyle bir şey olacağını söyleseler, bir tarafıyla gülerdi herhalde aranzubia..

sen hep ‘şeytan’ kal; ryan giggs

19 February 2011, Saturday

ryan giggs

artık hemen her yazıda araya sıkıştırdığımız üzere, arsenal’liyiz ingiltere’de. fakat bu demek değildir ki, ryan giggs adlı yaşayan efsane’yi sevmiyoruz, saymıyoruz. united camiasının ender sevdiğim adamlarından galli. 20 yılı devirmiş. 21.si için de anlaşmış kulübüyle. asıl ilginç olanı ise, giggs’in hala takımı adına çok büyük bir koz olması. evet, 20 yıldır manchester united forması giyiyor bu adam ve neredeyse o kadar süredir yıldızı, önemli parçası bu takımın. nasıl takdir etmeyelim, nasıl görmezden gelelim?..

90 yılından bu yana united’lı giggs. tam 862 kez giymiş kırmızı formayı. 158 golü var.  11 lig şampiyonluğu, 2 şampiyonlar ligi şampiyonluğu, 4 fa cup şampiyonluğu, 4 carling cup şampiyonluğu.. bu rakamların da ötesinde tabii onun futbolu. futbola inanmasanız da alex ferguson diye bir gerçek var elbette. ve o gerçekle kesişen bir yolda yürürken, böylesi bir yetenekle, yükselmesi kaçınılmazdı gallinin. kendisinin de bu oyuna bakışının gayet düzgün olduğunu söyleyelim. bunu anlamak adına, bir iki röportajını okumanızı öneririm. futbola çok geniş bir perspektiften bakıyor adam.

bir röportajda da diyor ki: ” manchester united’daki hayatım, beni oldukça mutlu ediyor sadece daha fazla para kazanmak için bunlardan vazgeçmek istemiyorum sadakatin önemine inanıyorum. ” bu cümlelerin samimiyetine inanıyorum ben. o duruşu sergileyebilecek bir adam giggs. röportajlarından bir tanesinde bizleri alakadar eden bir kısım da var; ” doğu avrupa’ya gitmeyi her zaman sevmişimdir. ilk seyahatimi 1993 yılında istanbul’a yapmıştım. orada gördüğüm ‘cehennem’e hoş geldiniz’ pankartını ise asla unutamam” diyor. daha da büyüyor gözümüzde.

bu adamın futbola devam ettiği her yıl, daha güzel bir yıl olmaya adaydır. kıymetini bilelim. ve 99’daki o meşhur golüyle, saygımızı sunalım ustaya. arsenal’in yediği en güzel gol olabilir aynı zamanda bu. giggs & arsenal.

nba; genel bir bakış

17 February 2011, Thursday

önümüzdeki hafta sonu all – star etkinlikleri var nba’de. ve bu ara gelmeden, bir iki satır da nba yazalım dedik. ilk önce nereden başlayacağım diye düşünüyordum da, sanırım lakers’ın  geçtiğimiz ay tam 55 sayı farkla mağlup ettiği cleveland cavaliers’a dün gece yenilmesi gayet iyi bir giriş konusu olabilir.

pau gasol

herkesin malumu, bu sezon lal son 2 yılın şampiyon takımı görüntüsünden çok uzakta. bunun, ne spurs’ün muazzam grafiğiyle ne de diğer takımların lakers’ın oyununu bozmasıyla ilgisi yok bana kalırsa. tamamen iç mihraklar lakers’ın düzenini bozan. en başta, pau gasol’ün eskisinden çok uzak olan performansı geliyor. lakers üçgen hücumu uyguladığında gasol’ün saha görüşünü kullanan bir ekip. üçgenin tepesine onu yerleştirdiğinde, tüm çarkları işler bir makine haline geliyorlardı. kazandıkları şampiyonluklarda hiç şüphesiz pau gasol’ün büyük katkısı vardır. mamafih, bu yıl gerçekten eskisinin uzağında kaldı ispanyol. en azından son dönemlerde. bynum’ın uzun süreli sakatlığı da büyük handikaptı lal adına. pota altında gasol’ün yapamayacağı bir çok işi layıkıyla yapabilir bynum. post oyununu tüm nba’de en çok geliştiren isimlerden birisi. onun yokluğu da ciddi sıkıntıydı elbette. ve bence en büyük sorunlardan bir tanesi; kobe bryant’ın daha fazla sorumluluk alması. ki, bu noktada kobe’nin asla bir suçu olmadığını da söyliyeyim. kobe buna mecbur kalıyor. bu sezon izlediğim çoğu lakers maçında, diğerleri sindiğinde, hep kobe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ama iyi, ama kötü. bu görevi de onun üzerine yıkarsanız, alacağınız verim bir hayli düşer tabii. böylesi bir liderlik beklemek, haksızlık olur kobe’ye. daha makul görevler addetmek lazım bana kalırsa. neyse lakers mevzusunu toparlayacak olursak, phil jackson’ın söyleyecek sözü bitmemiştir, buna inanıyorum ve şu ana kadar topal aksak ilerleyen los angeles lakers’ın çıkış yolunu p-jax’in tutacağı ışıkla zor da olsa bulacağını düşünüyorum.

gelelim utah jazz’a ve tam 21 yıl sonra görevinden ayrılan jerry sloan’a. bilindiği gibi, çok duygusal bir basın toplantısıyla ayrıldı salt lake city ekibinden sloan. takımıyla geride bıraktığı 21 yıla 1221 galibiyet sığdırmış bir adamdan bahsediyoruz. belki de gezegenin en iyisiyle aynı döneme denk düşmeseydi, nba tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından bir tanesi olacaktı. tabii, koçluk kariyerini bir sürü şampiyonlukla, yılın koçu ödülüyle taçlandıramamış olsa da tam bir efsane olarak anacağız biz onu. bir spor dalında, bir takımın başında 21 yıl geçirmek ne demektir?efsane olmak demek değil midir?.. bir de ayrılış şekline bakalım sloan’un. ve bir kez daha küfredelim deron williams’a. ben hiç bir mazeret kabul etmiyorum açıkçası. deron, jerry sloan’un utah jazz’dan ayrılmasına ön ayak olmuştur. bir numaralı sebeptir. ve aptal yöneticilerin böylesi bir adama yaptıklarının başlıca sebebi, üzgünüm ama gene deron williams’tır. kendi adıma, antipatik bir adamdı zaten d-will. şimdi iyice soğudum.

son dönemlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden bir konu da; carmelo anthony ve nereye takas olacağı.. carmelo’yu ilk nba’e geldiğinde soğuk bulan ve gittikçe büyüttüğü oyunculuğunu görerek günden güne saygısını arttıran birisi olarak şunu söyleyebilirim; melo, herhangi bir takımın bir numaralı ve üzerine takım inşaa edilen adamı olmayı hakediyor. şuraya bağlamaya çalışıyorum yani; new york’a giderse, mare şöyle bir kenarda dursun, onun için değerli parçalar feda edilebilir. bu w-chandler olur ya da 1. tur draft hakkı falan olur, farketmez. tabii, sorun şurada. denver nuggets için nyk’tan melo karşılığında alınabilecek pek de ileriyi kotarıcı parça bulunmuyor. ellerini, kollarını bağlayan nedir peki? sezon sonunda melo’nun fa olacak olması. oyuncunun da knicks’e gitmek istediğini ayan beyan ortaya koyması, nuggets cephesini zorda bırakıyor iyice.

melo’nun new york’a adım atması artık an meselesi dersek, bilmiyorum ama pek yanılmayız gibi geliyor. bir de şu yönüyle ele alalım durumu. new york knicks, bu sezon di antoni önderliğinde tam bir ” takım ” hüvviyeti kazanmış durumda. belli süreçleri bir kenara bıraktığımız zaman, geyet akıcı ve kuvvetli bir oyun oynadıklarını söyleyebiliriz. en önemli temellerinden bir tanesi de, iyi bir takım kimyası tutturmaları elbette. melo’yu dahil ettiklerinde bu kimyanın bozulup bozulmayacağını kimse bilemiyor. işin bu boyutu da nyk adına bir soru işareti doğuruyor. fakat benim fikrim, knicks’in ne olursa olsun bu takası yapmasının doğru olacağı yönünde. ki big boss’un da böyle düşündüğünü ve bu takasın bir an önce sonlandırılmasını istediğini biliyoruz. melo için msg yolları gözüktü iyiden iyiye yani.

melo

gel gelelim, gsw’a. don nelson’ın ne idüğü belirsiz bir takım haline getirdiği, deyim yerindeyse enkaza çevirdiği ve “d-league temsilcisi”ne döndürdüğü warriors şu günlerde toparlanmaya başladı. büyük pay, don dedeye veda edilmesinde kuşkusuz. onun yerine baş antrenörlük görevine getirilen keith smart’tan ufak don nelson esintileri görsek de, daha derli toplu bir takımın ortaya konduğu bir gerçek. monta’nın isolation’ları devam ediyor, edecektir de fakat, çok daha efektif kullanıyor artık m. ellis bu hücunmları. en azından, kendi oyun kimliğini törpüleyip, geliştirmesi açısından da çok mühim bu mevzu. ve zamanla, daha büyük bir oyuncu olacaksa, karşı konulamaz drive’larını daha fonksiyonel kullanmayı öğrenmeli. kısacası, monta’nin bu yolda attığı adımı görmezden gelmenin ayıp kaçacağını söylerken, böyle devam etmesi gerekliliğini de eklemeyi unutmamalıyız. curry ise bu aralar bir çıkıyor, bir iniyor. ilk önce, faul problemine bir çare bulması gerek. fiziği, hiç de iyi durumda olmadığından bunun dezavantajını fazlasıyla yaşıyor. bir kaç dakikada 3 faul birden alıp kenara geldiği maçlarda, bütün yükün monta’ye ve wright’a kalması iyi bir durum değil malum. ve bir tahmin de yürütecek olursak warriors’la ilgili, play-off zor ama imkansız değil diyebiliriz galiba. henüz dün gece energysolutions arena’da jazz’i yendi takım. ellis çok formda ve umutlar katlanarak artıyor.

kısa kısa, ligin tepesindeki takımlara da yorum bırakalım. san antonio spurs, bu yılın en kuvvetli takımı olarak, saygıyı hakediyor. sloan’un ayrılışı deron ile alakası kadar tavizsiz oyun düzeniyle de ilişkili ve bu açıdan popovich’le de kesişiyor yolları aslında. popovich, bu yıl yaptığı değişikliklerle takımına yeni bir hava kazandırdı ve bir şekilde yarattığı ekibin aynı düzeyde devam etmesini sağladı. bugün kimse, popovich kurallarından ödün verdi ya da kendisini inkar etti şeklinde yorum yapamıyor onunla ilgili. çünkü, olması gereken buydu ve o da bunu yaptı. gerçekten çok büyük saygıyı hakediyor greg popovich ve oyuncuları.

celtics de doğunun lider takımı konumunda şu anda. geçtiğimiz hafta garden’da lakers’a 17 sayı öne geçtikleri maçta mağlup olsalar da, bu ligin zirve takımlarından birisi oldukları hala geçerliliğini koruyan bir tespit. garnett’in sakatlığında bir bocalama yaşamışlardı. o ara, rondo büyük top oynamıştı ve açıkları çok güzel kapatmıştı. ray allen kariyerinin en iyi 3’lük yüzdesini yakalamış durumda. geçtiğimiz günlerde o da, en fazla üç sayılı isabet bulan oyuncu ünvanını reggie miller’ın elinden aldı. big 3 sezon öncesi eskisi kadar kuvvetli gözükmese de, hala ayakta durduklarını ve en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olduklarını çok açık ispatladılar sezon içerisinde.

tüm bunların ardından bir hayvanoğluyla başbaşa bırakayım ben sizleri. bir oyuncunun bunu başarabildiğini de gördük ya, gerisi boş yemin ederim. blake ‘the insanolamaz’ griffin.

four winds

05 February 2011, Saturday

vicdansız

23 December 2010, Thursday

aga bu nedir?

30 November 2010, Tuesday

butterfly, butterfly

29 November 2010, Monday

avai 3 – 2 santos

29 November 2010, Monday

neymar the apaçi’nin de gol attığı maçta santos 2-0 öne geçmiş. 3-2 vermiş maçı. apaçi, yanılmıyorsam bu sezon ligdeki 18. golünü attı. böyle giderse gelmeyecek fener’e. bu arada avai’de 3 muhteşem gol atan adam antonio.

yeni çocuk: blake griffin

29 November 2010, Monday

blake griffin

blake griffin ismini duyunca heyecenlanmayan nba takipçisi yoktur sanırım. clippers’ın genç oyuncusu özellikle bu aralar kendisinden sıkça bahsettiriyor. clippers takımını izlenir hale getiriyor diyelim, yeterli bence..

oklahoma çocuğu blake griffin, nba’e ilk sıradan seçilerek adım atmıştı 2009’da. oldukça etkileyici bir kolej performansıyla geldi profesyonel lige. hazırlık dönemini de iyi geçirdi. fakat ne şanssızlıktır ki, son hazırlık maçında diz kapağından sakatlandı. diz, sporcularda bela bir noktadır. bunu artık sağır sultan bile biliyor. nitekim, griffin de bu beladan kaçamadı. koca bir yıl boyunca forma giyemedi. akıllara hemen greg oden geldi böyle olunca. yeni bir oden vakasıyla mı karşı karşıyayz acaba? sesleri artmışken, bu sezona öyle bir giriş yaptı ki çocuk; herkes büyülendi.

griffin’in ilk nba sayısı bir alley-oop. böyle bir başlangıç olamaz dedirtiyor. geride bıraktığı boş 1 yılın acısını çıkarttı bu smaçla herhalde. sezon genelinde oynadığı arzulu basketbolla da destekleyebiliriz bu düşünceyi. yetenekleriyle beraber müthiş bir çalışma iştahı olduğunu biliyoruz griffin’in. yetenekli adam çalışırsa, üzerine eklemek için gayret gösterirse, sonucunu bir şekilde alıyor zaten. bu bakımdan, bence çok güzel bir örnek olacaktır blake griffin.

basketbol kabiliyetinden bahsetmek gerekirse; oldukça atlet bir uzun olduğuyla başlamalıyız. 2.08 boyunda kendisi. pota altı oyunu var, orta mesafe sokuyor, bitiriş muazzam, ribaundlarda çok etkili, oyun zekası pozisyonuna kıyasla çok iyi.. daha ne olsun diyesi geliyor insanın. ve tabii hemen amare geliyor akla. evet, doğrudur amare ile oldukça benzeşiyorlar. bir çok alanda, aynı stile sahipler. fakat ben griffin’in daha da iyi yerlere geleceğini tahmin ediyorum, ya da en azından istiyorum diyeyim.

john wall’un en büyük şanssızlığı da olabilir bu adam aynı zamanda. geçtiğimiz yıl hiç forma giyemediği için, çaylak yılı bu sezona denk geliyor griffin’in. wall onun gölgesi altında kalma ihtimaliyle karşı karşıya. ve hatta şu ana dek, net biçimde onun gölgesinde kaldı. fakat, wall’un sıkıntı yapmasına hiç gerek yok zira griffin çaylak yılında all-star’a bile seçilmeyi başarabilir ve rakipleriyle farklı bir kulvarda olduğunu kanıtlayabilir. bana kalırsa, all-star olmalı da zaten.

şimdi farklı kulvar falan dedik. cidden farklı adamın yolu. şunu bir insan yapamaz ya. ayıp, yazık, günah…

istatistiklerini verip noktalayalım o halde. şu an nba’de 17 maça çıktı blake griffin, clippers formasıyla. takımı bu maçların 14’ünü kaybetmiş olsa da, ayakta kalan belki de tek isim oydu. çaylak, 19.3 sayı, 11.4 ribaund ve 2.4 asist ortalamaları yakaladı. 51.2 ile de şut atıyor. her şey, kendisinden büyük şeyler beklememiz için müsait. umarım yanıltmaz kimseyi..

ps. ben bu yazıyı yazarken clippers evinde utah’a mağlup oldu. griffin gene tek adamdı direnen. 35s – 14r – 7a.

ütopyalar güzeldir

19 September 2010, Sunday